Diyarbakır musıkîsi, yalnızca notaların değil; sadakatin, bağlılığın ve kültürel adanmışlığın da sesidir. Bu sesin en gür hali hiç kuşkusuz “Şark Bülbülü” Celal Güzelses’ten yükselmiştir. O sadece şarkı söylemedi; bir kültür inşa etti.
Ancak bir gün geldi, her şeyi ardında bırakıp döndü:
“Bundan böyle aranızda olamayacağım. Çocukluğumda kapısında büyüdüğüm Ulu Cami’ye dönmek ve müezzin olarak Hak yoluna yeniden revân olmak istiyorum.”
Tarihi arşiv belgelerinde yer alan bilgilere göre, bu veda sadece bir ayrılık değil, bir dönemin de kapanışı oldu.
Güzelses’in müezzinlik kararıyla birlikte, kurucusu olduğu Diyarbakır Halk Musıkî Cemiyeti de sustu. Cemiyet, bir süre sonra kapılarını kapattı.
HER ŞEYİN BAŞLANGICI: HALKEVİ MÜZİK ŞUBESİ
1934 yılında faaliyete başlayan Diyarbakır Halkevi’nin musıkî şubesinin, Celal Güzelses'in önderliğinde bir kültür okuluna dönüştüğü kaydediliyor.
Ud, tef, zilli maşa, çığırtma, cümbüş, klarnet gibi sazlar eşliğinde konserler verildi, öğrenciler yetiştirildi.
Güzelses’in anlatımıyla:
“Mahalli sanatkârlarımız ve genç öğrencilerimizle halk konserleri veriyor, çalgı ve ses dersleriyle yeni gençler yetiştiriyorduk.”
1943: CEMİYET DOĞUYOR

Halkevi'nin kurumsal yapısına sığmayan bu büyük tutku, 22 Haziran 1943’te Diyarbakır Halk Musıkî Cemiyeti’nin kurulmasıyla yeni bir aşamaya geçti.
Güzelses, Edip Gürmeriç, Tevfik Erkal ve birçok gönüllüyle birlikte kurulan cemiyetin hedefi büyüktü:
“Bu cemiyet ile civar illerde halka açık konserler verebilecek, geliri ile talebe okutabilecektik.”
BİR NESLİ YETİŞTİREN CEMİYET

Cemiyet kısa sürede Diyarbakır’ın en önemli sanat merkezine dönüştü. Repertuarındaki eserler hâlâ hafızalarda:
Çay İçinde Kum Çeker
Kına Koydum Siniye
Gazi Köşkünün Açmış Gülleri
Kurban Olam Ben O Kaşı Karaya
Sofrada Bugün Bulgur Pilavı
belgelerde, konserlerin titizlikle hazırlandığı, eserlerin makam ve usûl sırasına göre icra edildiği kaydedilerek, Güzelses’in kurduğu sistemde usta-çırak ilişkisinin esas alındığı ifade ediliyor.
KADROSU BİR DÖNEMİN HAFIZASIYDI
Cemiyetin, sadece Güzelses’ten ibaret olmadığı ve Tarık Çıkıntaş, Selahattin Mazlumoğlu, Hüsnü İpekçi, Antranik, Suphi Martağan, Sami Hazinses gibi birçok ismin bu yapının temel taşlarından olduğu kaydediliyor.
Folklor gösterileriyle desteklenen konserlerin, Diyarbakır müziğini Anadolu’nun dört bir yanına taşıdığı da ifade ediliyor.
VE SONRA... SES SUSTU

Güzelses, 1950’de memuriyetinden emekli oldu ve büyük bir karar verdi:
“Müezzin olarak Ulu Cami’ye dönmek istiyorum.”
Bu karar, sadece onun sahnelerden ayrılışı değil; cemiyetin de sonu oldu. Kurucu sustu, kurum dağıldı.
YENİDEN DOĞUŞ ÇABALARI
Hayri Yoldaş ve Hüsnü İpekçi gibi ustaların gayretiyle 2004’te, Musıkî Derneği adıyla yeniden bir yapı kurulduğu, ancak maddi imkânsızlıklar nedeniyle kısa sürede kapandığı belirtiliyor.
Bugün hâlâ farklı adlarla sürdürülen birkaç musıkî derneği olsa da, Celal Güzelses’in kurduğu o ekolün bir daha aynı gürlükte yankılanamadığı kaydediliyor.
BİR HATIRA GİBİ KALAN SES
Diyarbakır sokaklarında hâlâ Güzelses’in sesi dolaşır belki ama kurduğu cemiyet artık yok.
Bir dönemin kültür taşıyıcısı, sadece ustasının vedasıyla değil; ona olan sadakatle sustu.
O büyük sessizlik hâlâ şunu fısıldıyor:
“Kurban olam ben o kaşı karaya…”




