Dünya tarihinin en büyük efsanelerinden biri olan Nuh Tufanı, hem kutsal kitaplarda hem de Gılgamış Destanı gibi kadim mitolojilerde insanlığın ortak hafızası olarak yer alır.

Tarihi belgelerde yer alan bilgilere göre, Amerikan ve İngiliz uzmanlardan oluşan araştırma ekibinin başındaki isim olan ünlü İngiliz arkeolog Sir Charles Leonard Woolley, 1923 yılından itibaren Sümer topraklarında tam 6 yıl boyunca titiz bir kazı çalışması yürüttü.

Kazı mevsimleri boyunca adeta iğneyle kuyu kazan Woolley ve ekibinin, Mezopotamya’da tufanın fiziksel izlerini ve bıraktığı devasa alüvyon tabakalarını gün yüzüne çıkardığı kaydediliyor.

Keşifle tufanın başladığı yer ile geminin durduğu rota arasındaki o kayıp halkanın Diyarbakır’ı işaret etiği ifade ediliyor.

EĞİL MAĞARALARI VE TUFAN

Gılgamış Destanı’nın XI. tabletinde tufanın 6 gün 7 gece sürdüğü ve suların çekilmesiyle yaşamın yeniden başladığı anlatılır.

İngiliz arkeolog Woolley'nin Sümer topraklarında bulduğu bu devasa su dalgasının, güneyden kuzeye doğru, yani nehrin akış yönünün tersine hareket ederek Dicle’nin çıkış kaynağına kadar dayandığı tahmin ediliyor.

Diyarbakır’ın Eğil ilçesindeki baraj gölü havzasında, mevcut su seviyesinden yaklaşık 200 metre yukarıda bulunan gizemli mağaraların, aslında çok eski dönemlerde yaşanan devasa bir su erozyonunun eseri olduğu belirtiliyor.

Dicle Nehri’nin ana kolları olan Maden Çayı ve Bırkleyn mağaralarından gelen suların birleştiği bu havzanın, tufan sularının geriye doğru sıkışarak yukarı tırmandığını ve bu muazzam yükseklikteki mağaraları aşındırarak oluşturduğu kaydediliyor.

Dicle Nehri'nin, tufan sırasında bugünkü seviyesinin yüzlerce metre üzerine çıktığı anlatılıyor.

KUTSAL METİNLER VE ANTİK TARİH

''Nuh'un Gemisi Cudi dağında durdu'' ayetinden yola çıkan tarihçilerin, asırlardır bu dağın yerini aradıkları belirtiliyor.

Yaygın inanışların aksine, en güçlü İslami kaynakların, antik Grek-Latin metinleri ve İncil tefsirlerinin tek bir bölge olan Amid'e (Diyarbakır) odaklandığı belirtiliyor.

Ünlü İslam alimleri İbnül Cevzi, Beyzavi ve Elmalılı Hamdi Yazır tefsirlerinde Cudi Dağı’nın ''Amid yöresinde bir dağ'' olduğunu açıkça belirtir.

Elmalılı tefsirinde, sular çekildikten sonra geminin oturduğu yer olarak bizzat Amid ve Kuzey Mezopotamya’yı simgeleyen Cezire bölgesi işaret edilir.

İncil ve Süryani Kaynakları, İncil’in en eski Süryani versiyonu olan Pşitta, geminin ''Cardo Dağı'' tepesinde durduğunu yazar.

Antik dünyanın ilk coğrafyacısı Strabon ve ünlü Romalı yazar Pliny, Dicle Nehri’nin içinden geçtiği bu dağ silsilesini ''Gordyaei Dağları'' olarak adlandırır. Antik haritalarda bu dağların tam olarak Diyarbakır-Muş-Ergani hattına denk geldiği bildiriliyor.

GEMİNİN SON DURAĞI

Tüm bu verilerin, yapbozun parçaları gibi birleştiğinde net bir coğrafi rotanın ortaya çıktığı ifade ediliyor.

İngiliz arkeolog Woolley’nin Sümer’de bulduğu tufan izlerinin, suların akıntısıyla geriye doğru sürüklenen geminin Dicle’nin çıkış kaynağına, yani Diyarbakır’a doğru geldiğini gösterdiği kaydediliyor.

Antik kaynakların coğrafi tarifleri ve Woolley'nin yüzyıl önce Mezopotamya'da başlattığı arkeolojik gerçeğin, bugün Diyarbakır dağlarında insanlık tarihinin yeniden yazılması için keşfedilmeyi
bekliyor

Muhabir: EYÜP KAÇAR