Doğduğu topraklardan sürgün edildiği diyarlara kadar her yerde hakikati haykıran Nesimi, 657 yıl önce derisi yüzülerek susturuldu. Diyarbakırlı olduğu söylenen şairin dizeleri, bugün hala haksızlığa karşı dimdik ayakta duranların ortak marşı olmaya devam ediyor.
DİYARBAKIR'DAN HALEP'E YOLCULUK
Ünlü biyografi yazarı Aşık Çelebi’nin aktardığına göre, edebiyat tarihinin en gizemli ve güçlü figürlerinden Seyyid Nesimi, ilk nefesini Diyarbakır’da aldı.
Bir şairden öte, bir filozof edasıyla kaleme aldığı şiirlerinde Hak, hakikat ve insan sevgisini işledi. Ancak onun Hallac-ı Mansur’un izinden giderek savunduğu fikirler, dönemin otoriteleri tarafından ''tehlikeli'' bulundu.
''MİNNET EYLEMEM'',
Nesimi’nin, ''Tanrı’nın insanda tecelli etmesi'' üzerine kurulu Hurufilik inancının Halep uleması tarafından küfür sayıldığı ve 1404 yılında Mısır Çerkez Kölemenleri hükümdarının emriyle, boynu vurulduktan sonra derisi yüzülerek katledildiği belirtiliyor.
Nesimi'nin derisi yüzülürken bir parmak kanın, o dönem fetva veren müftünün üzerine sıçradığı ve halk arasında ''Bu kan pistir, sıçradığı yer kesilmelidir'' diyen müftünün, o parmağının daha sonra gerçekten kesilmek zorunda kaldığına dair anlatılan efsane, onun haklılığının bir simgesi olarak anlatılır.
O gün bedeni yok edilen, Nesimi’nin günümüzde de bir çok sanatçının bestelediği o unutulmaz dizeleri şöyle:
''Hâr içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi Farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem
Bir acaip derde düştüm herkes gider kârına
Bugün buldum bugün yerim, Hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren Huda'dır kula minnet eylemem.
Ey NESİMİ, can NESİMİ ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hükümdara minnet eylemem..''
BAKÜ'DEN GAZİANTEP'E NESİMİ MİRASI
Bugün Azerbaycan’da adına enstitüsü, metro istasyonları ile dev heykeller bulunan Nesimi’nin mezarının ise Gaziantep’in Aktoprak beldesinde olduğu rivayet ediliyor.
Diyarbakır’ın yetiştirdiği belirtilen bu büyük ruhun, sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın onur ve dik duruş simgesi olarak yaşamaya devam ettiği kaydediliyor.