Osmanlı döneminde, özellikle XIX. yüzyılın ilk yarısına denk gelen 1780-1838 yılları arasındaki süreçte, Diyarbakır eyaletinde valilik görevinde olağanüstü bir hareketlilik yaşandı.
Tarihî kayıtlara göre, 58 yıllık bu dönemde Diyarbakır Valiliği'ne tam 58 kez farklı isimler atandı. Bu durum, istisnalar dışında valilerin görev sürelerinin çoğu zaman bir yılı bile bulmadığını ortaya koyuyor.
Osmanlı idari yapısında bazı eyaletlerin doğrudan bir hazineye bağlı olmadığı ve bu eyalet valiliklerinin her yıl yeniden tevcih (yönlendirme, bir şeyi bir yöne çevirme) edilebildiği ifade edilerek, Diyarbakır eyaletinin de bu statüde yer alan bölgelerden biri olarak öne çıktığı kaydediliyor.
Bu nedenlerle valilik görevinin sık sık değiştirildiği ve bazı valilerin ise görev sürelerini tamamlayamadan yerlerini başka isimlere bıraktıkları belirtiliyor.
GÖREV YERLERİNE GİTMEDEN YÖNETTİLER
Arşiv belgelerinde, belirtilen dönemde dikkati çeken bir diğer uygulamanın ise bazı valilerin Diyarbakır’a hiç gitmeden eyaleti yönettikleri kaydediliyor.
Valilerin şehre gelmek yerine yönetimi ''mütesellim'' adı verilen yerel idareciler aracılığıyla yürütüldüğü belirtilerek, bu durumun özellikle XIX. yüzyılın ilk yarısında oldukça yaygın bir yönetim pratiği haline geldiği belirtiliyor.
OSMANLI YÖNETİMİNDE VEZİR ŞARTI
''Tanzimat dönemine kadar Osmanlı eyalet yönetiminde önemli bir kural bulunuyordu. Diyarbakır eyaletine vali olarak atanan kişilerin mutlaka 'vezaret rütbesi' taşıması gerekiyordu'' denilerek, bunun da eyalet yönetiminde görev alacak kişilerin devletin üst düzey yöneticileri arasından seçildiğini gösterdiği ifade ediliyor.
Vezir rütbesine sahip bu yöneticilerin eyalet merkezine giderek görev yapmalarının zorunlu olmadığı da kaydedilerek, bazı durumlarda valilerin görevlerini mütesellimler aracılığıyla yürütmelerine izin verildiği kaydediliyor.
GÖREVE GELMEDEN YÖNETEN VALİLER
Tarihi kaynaklarda, 1787 yılında Hanya Muhafızlığı görevi verilen Ebubekir Paşa'nın, Silistre’deki görevini bırakmak istemediği ve Devlet yönetimine yaptığı başvuruda, dairesi ve hayvanlarının zarar görmemesi için Silistre’de kalmasının uygun olacağını belirttiği kaydedilerek, bunun üzerine kendisine Silistre muhafızlığı şartıyla Diyarbakır eyaletinin de tevcih edildiği yer alıyor.
Arşiv belgelerinde, ''1787-1788 yıllarına ait bir başka belgede ise Ebubekir Paşa’nın bu kez Bağdat başbuğluğu görevini yürüttüğü ve aynı zamanda Diyarbakır valiliğinin de devam ettiği görülüyor'' denilerek, bu durumun, Osmanlı idaresinde bir yöneticinin aynı anda birden fazla görevi üstlenebildiğini gösteren örneklerden biri olarak dikkati çekiyor.
1791 yılında ise Diyarbakır eyaleti, Sinop ve çevresinin başbuğu olarak görev yapan Süleyman Feyzi Paşa’ya verildiği, 30 Aralık 1792 tarihli bir arzda, Süleyman Feyzi Paşa Sivas valiliğine atanmış olmasına rağmen Diyarbakır eyaletinin hâlâ uhdesinde bulunduğu görülüyor.
Bu belgede Diyarbakır’da görev yapan mütesellim İbrahim Ağa’nın alacaklarının tahsili için ferman talep edilmesi, eyaletin fiilen mütesellimler aracılığıyla yönetildiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.
DİYARBAKIR MÜTESELLİMLER TARAFINDAN YÖNETİLDİ
1793-1794 yılları arasında Diyarbakır valiliği görevini yürüten Yusuf Ziya Paşa’nın da eyaleti mütesellimi aracılığıyla idare ettiği görülüyor. Aynı dönemde kendisinin Maden-i Hümâyun Emaneti görevini yürüttüğü belirtiliyor.
Yusuf Ziya Paşa’nın 11 Haziran 1796 tarihinde dönemin padişahına gönderdiği bir mektupta ise Diyarbakır eyaletinin 4 Ekim 1794’te Bender Muhafızı Hasan Paşa’ya verildiği, 1796 yılında ise Hotin Muhafızı Ebubekir Paşa’ya tevcih edildiği bilgileri yer alıyor. XIX. yüzyılın başlarında da benzer uygulamaların devam ettiği görülüyor.
1805-1806 yıllarına ait bir yazışma özetine göre, Diyarbakır eyaleti Maden-i Hümâyun Emini Abdi Paşa’ya verildi. Ancak eyaletin maden bölgesine yakın olması ve kazalarının büyük bölümünün maden idaresine bağlı bulunması nedeniyle, Abdi Paşa’nın Maden-i Hümâyun emanetini bizzat yönetmesi ve Diyarbakır’ı mütesellim aracılığıyla idare etmesi uygun görüldü.
1807-1809 yılları arasında Diyarbakır valiliği görevini üstlenen Hüsrev Mehmed Paşa’nın da eyaleti mütesellimi vasıtasıyla yönettiği kaydediliyor. 22 Temmuz 1809 tarihli bir hükümde, Hüsrev Mehmed Paşa’nın Mesuri muhafızı olduğu ve Diyarbakır eyaletinin bu hizmetine karşılık kendisine verildiği belirtiliyor.
Tarihî belgeler, Osmanlı döneminde Diyarbakır eyaletinin yönetiminde sık değişen valiler, aynı anda yürütülen görevler ve mütesellimler aracılığıyla sürdürülen idare sistemi gibi dikkati çekici uygulamaların bulunduğunu ortaya koyuyor.




