Tarih sayfalarında öyle bir gizem var ki okuyanların nutku tutuluyor. Şehrin en saygın ismi, hakkındaki asılsız iddialar yüzünden tam 5 kez aynı kaderi yaşadı. Ancak sonuncusu, ardında hala çözülemeyen karanlık bir sır bıraktı.
Diyarbakır tarihinin satır aralarında saklanan o karanlık sır, adalet ve ihanetin iç içe geçtiği sarsıcı öyküsüyle yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Şehrin yetiştirdiği en büyük alim ve şairlerden biri olan Müftü Abdülhamîd Efendi (Hamîdî), bilgeliği kadar doğruluktan şaşmayan karakteriyle de tanınıyordu. Dönemin rüşvetçi idarecilerine karşı hiç çekinmeden açtığı savaş, onu Bâb-ı Âli’nin ve çıkar çevrelerinin hedefi haline getirdi.
İlk Durakta Yarım Kalan Hikaye
Hakkındaki asılsız şikayetler yüzünden tam 5 kez sürgün cezası alan Hamîdî, ilk 4 sürgününden her seferinde hukuk önünde aklanarak Diyarbakır'a geri dönmeyi başardı. Ancak takvimler 1822 yılını gösterdiğinde, 5. kez aynı şey yaşandı ve tekrar sürgün yolu göründü.
Ne yazık ki bu kez geri dönemedi; dürüst müftünün sesini mahkemelerde susturamayacaklarını anlayanlar kirli bir planı devreye soktu.
Hamîdî, sürgün yolculuğunun daha ilk durağında karanlık bir suikastla hayattan koparıldı.
Bugün Dağkapı dışında, haritalardan bile silinen Gelbenigör semtindeki mezarının izi kalmamış olsa da, onun rüşvete ve adaletsizliğe karşı verdiği o destansı mücadele, şehrin hafızasında hala en çarpıcı sır olarak yaşamaya devam ediyor.





