Çeşitli tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Diyarbakır’ın tarihi sadece surlarında ve anıt yapılarında değil, yerin altında da gizli bir şekilde yaşıyor.

Şehrin altındaki geniş yeraltı geçitleri, kanal sistemleri ve kemerli yollarla ilgili ilk resmi kayıt, 1936 yılında H. Basri Konyar tarafından hazırlanan Diyarbakır Yıllığı’nda yer aldı.

Yıllıkta, ''kadimden beri mevcut olan, çok muntazam ve şehrin her noktasına teşmil (yayılan) edilen bir kanalizasyon sistemi''nden söz ediliyor.

Bu tespitten yaklaşık bir asır geçmesine rağmen, hâlâ bu yeraltı ağı sistematik olarak ortaya çıkarılabilmiş değil.

ROMA DÖNEMİNE UZANAN BİR MİRAS

Yerel kaynaklar ve halk anlatılarına göre, bu yapıların tarihi Roma dönemine kadar uzanıyor. Bazalt taşlarla örülmüş, ters U kemerli dev tüneller, bazı bölgelerde bir faytonun geçebileceği kadar geniş. Melikahmet, Mardinkapı, Fiskaya ve Urfakapı arasında uzandığı iddia edilen bu geçitler, Dicle Nehri’ne kadar iniyor.

Bu iddiaları destekleyen bir başka kayıt, 1949 yılında dönemin Belediye Başkanı Abdülkadir Cizrelioğlu’na ait.

Cizrelioğlu, şehrin altındaki kanalizasyon sisteminin uzunluğunu 30 kilometre olarak belirtmiş, yapımının da çok özel bir mühendislik ürünü olduğunu ifade etmişti.

GEÇİT Mİ, KANALİZASYON MU, YERALTI ŞEHRİ Mİ?

Diyarbakır’da 1936'da belgelendi, hala ortaya çıkarılmadı

Şehir sakinlerinin tanıklıkları bu yapıların sadece birer kanalizasyon sistemi değil, aynı zamanda ulaşım ve kaçış yolu olarak da kullanıldığını gösteriyor.

Bazı anlatımlarda, geçmişte konaklardan yer altı yollarıyla Fiskaya’ya kadar piknik arabalarıyla gidildiği belirtiliyor.

Güzergâh boyunca odacıklar, kemerli kapılar ve geniş koridorlardan söz ediliyor.

Bugün hayatta olmayan Vahap Akbaş isimli bir turizmci, büyük postane kazısında içinden kamyonun geçebileceği kadar geniş bir tünelin ortaya çıktığını gözleriyle gördüğünü ifade etmişti.

Yine merhum gazeteci Mehmet Mercan ise 1960’larda yapılan dayısına ait otel inşaatı sırasında Roma dönemine ait geniş kemerli taş yapılar ve sur temelleriyle karşılaştığına anılarında yer veriyor.

ÜSTÜ KAPATILAN TARİH

Tüm bu anlatılara rağmen, yeraltı sisteminin büyük kısmı hâlâ keşfedilmiş değil. Yol çalışmaları sırasında açığa çıkan bölümler ya betonla kapatılıyor ya da herhangi bir araştırma yapılmadan üzeri örtülüyor. Bu da Diyarbakır’ın dünya çapında öne çıkabilecek bir yeraltı tarihini kaybetmesine neden oluyor.

Turizm potansiyeli yüksek olan bu yapılar, Kapadokya’daki yeraltı şehirleri gibi işlenip açığa çıkarıldığında hem kentin kültürel değerini artırabilir hem de ekonomik katkı sağlayabilir.

BİR MİRASIN İZLERİ KAYBOLMADAN…

Diyarbakır’ın altında uzanan bu gizemli yapıların, yalnızca kanalizasyon değil; stratejik yollar, gizli geçitler ve belki de bir yeraltı şehri ağı barındırıyor olabileceği ifade ediliyor.

Arkeologların ve ilgili kurumların bu yapıları bilimsel yöntemlerle araştırması, kentin tarihine dair yepyeni bir pencere açabileceği belirtiliyor.

1936’da kayda geçen bu yapıların, bir asır sonra bile gün yüzüne çıkmamış olmasının, Diyarbakır’ın yer altındaki tarihi mirasını görünmez kıldığı kaydediliyor.

Muhabir: NAZMİ KAHRAMAN