Osmanlı belgelerinde yer alan bilgilere göre, 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Diyarbakır, sıradan bir şehir değil, doğrudan beylerbeyi merkezi yapılan dev bir eyaletin başkenti oldu.

Bu kararın tesadüfi olmadığı, Osmanlı Devleti'nin, doğudaki hâkimiyetini sağlamlaştırmak, Safevîlerle olan sınır hattını korumak ve Mezopotamya’ya açılan kapıyı yönetmek için Diyarbakır’ı merkez olarak seçtiği kaydediliyor.

Belgelerde, konumu nedeniyle Diyarbakır'ın, askeri, siyasi ve idari anlamda imparatorluğun doğu ayağını yöneten bir güç merkezi hâline geldiği belirtiliyor.

24 SANCAKLIK BÜYÜK BİR YAPIYI YÖNETİYORDU

Diyarbekir Eyaleti'nin, Osmanlı’nın en geniş ve karmaşık yönetim birimlerinden biri hâline geldiği belirtilerek, toplam 24 sancaktan oluşan bu eyaletin, 11’i doğrudan devlet tarafından, 8’i özel yurtluk-ocaklık statüsüyle, 5’inin ise yerel beylerin miras yoluyla yönettiği sancaklardan oluştuğu kaydediliyor.

Amid (merkez), Harput, Ergani, Siverek, Silvan, Siirt, Nusaybin, Çemişgezek gibi önemli şehirlerin bu yapı içerisinde doğrudan merkeze bağlı olduğu ifade edilerek, bunun da Diyarbakır’ın yönetim merkezliği dışında aynı zamanda güvenlik ve ekonomik kontrol noktası olarak da konumlandırıldığı anlatılıyor.

DİYARBAKIR EYALETİ BÜYÜMEYE DEVAM ETTİ

1518 tarihli ilk Osmanlı tahrir defterinde Diyarbekir eyaletine bağlı 12 sancak kayıtlıydı. Ancak bu sayı hızla arttı. 1529 yılına gelindiğinde, Musul, Ane, Deyr-i Rahbe ve Hısnkeyf gibi önemli sancaklar da Diyarbakır eyaletine bağlandı. Böylece Diyarbekir, yüzölçümü açısından Osmanlı’nın en büyük eyaletlerinden biri hâline geldi.

19. YÜZYILDA BİLE 35 SANCAĞA KOMUTA EDİYORDU

XIX. yüzyılın başlarında dahi Diyarbakır eyaletinin hâlâ Osmanlı idari yapısında güçlü bir merkez olduğu kaydedilerek, aralarında Mardin, Birecik, Sincar, Savur, Eğil, Çapakçur, Siirt, Beşiri, Hani, Çermik, Palu, Çemişgezek gibi yerlerin bulunduğu 35 kaza ve sancağın, bu dönemde Diyarbakır merkezinden idare edildiği belirtiliyor.

Sadece merkez sancağın bile 21 ayrı kazadan oluştuğu göz önüne alındığında, Diyarbakır’ın Osmanlı içindeki rolünün daha net anlaşıldığı kaydediliyor.

SADECE YÖNETİM DEĞİL, EKONOMİK GÜÇ MERKEZİYDİ

Diyarbakır’a bağlı bazı kazaların, mali açıdan doğrudan devletin Maden-i Hümâyûn hazinesine bağlı olduğu da belirtilerek, Harput, Ergani, Palu gibi maden zengini bölgelerin bu kapsama girdiği ve bunun da eyaletin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik olarak da imparatorluğun doğusundaki temel kaynaklarından biri olduğu ifade ediliyor.

Muhabir: NAZMİ KAHRAMAN