Türkiye’nin iki bereketli toprağı Adana ve Diyarbakır arasında yaz aylarının vazgeçilmezi karpuz üzerinden sessiz bir taht savaşı yaşanıyor. Ancak bu savaşın kadim bir kazananı var: Diyarbakır!

Yalnızca bir meyve değil, kültürel bir simge olan Diyarbakır karpuzu, hem geçmişi hem de bugünkü ihtişamıyla yalnız Türkiye’de değil, dünyada da adından söz ettiriyor.

KARPUZUN TARİHÇESİ: SARAYLARDAN PAZARLARA

Diyarbakır'a taht, Adana’ya tat tartışması

Kayıtlara göre, Diyarbakır’da karpuz yetiştiriciliği yüzlerce yıl öncesine uzanıyor.

Osmanlı döneminde Diyarbakır’dan gönderilen dev karpuzlar, padişaha hediye olarak sunulurdu. Bu karpuzlar o kadar büyüktü ki, develerle taşınır, kılıçla kesilirdi. Eskiden her biri 60-80 kilogramı aşan bu doğa harikaları, hem görünüşüyle hem de tadıyla halk arasında efsaneleşti.

Bugün hâlâ Diyarbakır’da bazı türler 50 kilonun üzerine çıkabiliyor. Karpuzun bu kadar iri ve tatlı olması, bölgenin toprak yapısı, güneşi ve ekim geleneğiyle doğrudan bağlantılı.

DİYARBAKIR KARPUZUNUN ÇEŞİTLERİ VE COĞRAFİ GÜCÜ

Diyarbakır Valiliği web sitesinde yer alan bilgilere göre, Diyarbakır Karpuzu, kendine özgü yetiştirme tekniği, tadı ve iriliğiyle öne çıkan özel bir meyvedir.

Geçmişte yaygın olarak yetiştirilen "Sürme”, "Pembe”, "Beyazkış”, "Karakış” ve "Ferikpaşa” çeşitlerinin zamanla kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı belirtilerek, günümüzde bu çeşitlerden yalnızca "Sürme”, "Beyazkış”, "Karakış” ve "Pembe” türlerine ait bir miktar tohum korunabildiği bildiriliyor.

Eskiden "kuyu karpuzculuğu" yöntemi ile 70-80 kilogram ağırlığında karpuzlar yetiştirilirken, günümüzde 45-50 kilogram ağırlığında karpuzlar üretilebildiği kaydedilerek, karpuzun kendine has lezzeti ve büyüklüğü ile Diyarbakır mutfak kültürünün önemli simgelerinden biri olduğu bildiriliyor.

Bu karpuzların sadece Diyarbakır’a özgü olduğu, çünkü ürün, coğrafi işaret tesciline sahip olduğu ifade edilerek, ''aynı tohum başka bölgede ekildiğinde, aynı lezzet, aroma ve büyüklüğe ulaşmak mümkün olmuyor. Toprak susar, meyve bozulur'' dedi.

ADANA KARPUZU

Adana karpuzu ise genellikle Haziran başında pazarlara düşmesiyle öne çıkıyor.

Daha küçük, sofralık ve “yemelik” olmasıyla bilinen bu karpuzlar, özellikle sıcak yaz günlerinde ilk tüketilenler arasında yer alıyor.

Adanalı üreticiler, “bizim karpuzun şekli değil şekeri konuşur” diyerek tat üstünlüğünü savunuyor.

Ancak Diyarbakır cephesinden gelen yanıt net: “Tatlısını önce satmak kolay, ama tahta oturmak başka bir meziyet ister.”

KARPUZ SAVAŞI MI KÜLTÜREL REKABET Mİ?

Bu çekişme aslında bir tarım ürünü rekabetinden çok daha fazlası. Diyarbakır karpuzu, bir sembol, bir tarih, bir gurur. Adana karpuzu ise sofraların erken neşesi. Biri kültürel miras, diğeri yaz keyfi.

Ancak unutulmamalı:

Diyarbakır karpuzu yalnızca meyve değil, yüzyılların taşıdığı bir lezzet anıtıdır.

Muhabir: EYÜP KAÇAR