Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, aslen Süleymaniyeli olan Mustafa Yamulki; Diyarbakır Valiliği ve askeri mahkeme başkanlığı gibi kilit roller üstlenmiş, arkasında ise bugün bile tartışılan derin bir iz bırakmıştır.
Peki, bir generali "Nemrut" yapacak kadar sert kılan neydi?
NEDEN ''NEMRUT'' DEDİLER ?
Mustafa Paşa’ya bu lakabı kazandıran, savaş meydanlarından ziyade mahkeme salonlarındaki tavizsiz duruşu olduğu belirtiliyor.
İstanbul’da kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’nin başkanı olarak, dönemin en güçlü isimlerini yargılarken gösterdiği ''eğilmez'' tavır, ona bu lakabı miras bıraktı.
Kimine göre adalet dağıtan sert bir terazi, kimine göre ise geçit vermeyen bir ''Nemrut''tu.
DİYARBAKIR'DA BİR ARİSTOKRAT
Diyarbakır’daki idari görevleri sırasında kentin sosyal dokusunu ilmek ilmek işleyen Yamulki'nin, sadece bir bürokrat değil, aynı zamanda siyasi bir figür olduğu ifade ediliyor.
Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alarak kentin entelektüel ve siyasi hayatına yön veren Yumulki'yi asıl farklı kılan şeyin, evindeki modern duruşu olduğu kaydediliyor.
ZAMANIN ÖTESİNDE BİR BABA
Dönemin muhafazakâr şartlarına rağmen kızı Encüm Yamulki’nin yüksek eğitim alması için tüm sınırları zorladığı kaydedilen Yumulki'nin, kızının, bir kadın olarak cemiyet kurup başkanlık yapmasını destekleyerek, Yamulki ailesinin modernleşme ve kadın hakları konusundaki öncü vizyonunu kanıtladığı anlatılıyor.
GAZETECİLİK KİMLİĞİ
General ve yargıç kimliğinin arkasında gizli bir medya patronu da olan Yumulki'nin ''Bang-i Kurd'' (Kürdün Sesi) adlı dergiyi çıkararak fikirlerini geniş kitlelere ulaştırdığı bildiriliyor.
Yumulki'nin, hem kılıcıyla hem de kalemiyle bir döneme damga vuran gerçek bir aristokrat olduğu kaydediliyor.
NEMRUT MUSTAFA PAŞA'NIN EN ZOR SINAVI
Mustafa Paşa’nın tarihteki en kritik görevi, I. Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul’da kurulan Divan-ı Harb-i Örfi (Sıkıyönetim Mahkemesi) başkanlığı olduğu belirtiliyor.
Mustafa Paşa'nın ''Nemrut'' lakabını almasına neden olan olay ise şöyle anlatılıyor:
''Bu mahkeme sıradan bir yer değildi; karşı koltuklarda dönemin en güçlü isimleri, yani imparatorluğu savaşa sokan ve yöneten İttihat ve Terakki liderleri oturuyordu.
'SARAYIN DEĞİL KANUNUN YANINDAYIM'
O dönemde mahkemeler büyük bir baskı altındaydı. Bir yanda işgal güçlerinin talepleri, diğer yanda halkın ve sarayın beklentileri vardı.
Mustafa Paşa, mahkeme kürsüsüne oturduğunda hiyerarşiyi ve rütbeleri bir kenara bıraktı.
En güçlü paşaları bile 'sanık' sıfatıyla titizlikle sorguladı. Onun bu tavizsiz tavrı, salondaki sanıklar arasında bir fısıltıya dönüştü: 'Bu adam bir Nemrut kadar sert!'
Mustafa Paşa’nın en çok tartışılan kararı, tehcir olayları ve savaş suçlarıyla ilgili verdiği ağır hapis ve idam cezalarıdır.
Özellikle Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey davasındaki tutumu, kamuoyunu ikiye bölmüştür.
Paşa, 'Devletin bekası adalettir' diyerek, suçlu bulduğu isimlere karşı en ufak bir esneme göstermemiştir.
Kendi de bir Osmanlı generali olmasına rağmen, silah arkadaşlarını yargılamak zorunda kalması onun en büyük kişisel trajedisidir.
Bu dava sürecinde aldığı radikal kararlar, onun sadece bir asker değil, kanunların koruyucusu olduğunu kanıtlamıştır. Ancak bu kararlar ona çok sayıda düşman kazandırmış ve hayatının geri kalanında sürgünlerle, siyasi mücadelelerle boğuşmasına neden olmuştur.''
NEMRUT KİMDİR?
Tarih sahnesinde Nemrut, antik Mezopotamya’da (özellikle Babil civarında) hüküm sürdüğü inanılan efsanevi bir hükümdardır. Kuran ve Tevrat gibi kutsal kitaplarda da adı geçer.
Tarihteki Nemrut, çok güçlü ama bir o kadar da acımasız, kibirli ve eğilmez bir hükümdar olarak bilinir.
Tanrıya karşı gelen, Babil Kulesi'ni inşa ettirdiği ve Hz. İbrahim’i ateşe atan kişi olduğu rivayet edilir.
İbranice ''Nuhud (İnatçı) kökenden türeyen Nemrut kelimesi ''isyankar'' veya ''inatçı'' anlamına gelir.