Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Diyarbakır 19. yüzyılda batılıların en çok ziyaret ettiği Osmanlı kentlerinden biri oldu.
Osmanlı topraklarına yönelik Batılı merakının zirve yaptığı dönem olarak öne çıkan 19 yüzyılda seyyah, araştırmacı, misyoner hatta casus kimliği taşıyan çok sayıda batılı ziyaretçi, bölgeyi adım adım dolaştı. Diyarbakır da bu ilgi dalgasından en fazla pay alan şehirlerden biri oldu.
Seyyahların yazıları yalnızca kişisel gözlemler değil; dönemin yazın geleneğine uygun şekilde tarihsel bilgilerle desteklenen geniş kentsel tasvirler içerdiği ifade edilerek, bu yönüyle Diyarbakır'ın, hem geçmişi hem de coğrafi konumuyla batılı anlatılarda önemli bir yer edindiği kaydediliyor.
Bu kişiler tarafından tanımlanırken, çoğunlukla şehrin köklü tarihinden başlandığı belirtilerek, şehrin kuruluşu, antik çağdaki konumu ve Bizans dönemindeki askeri işlevi, birçok seyahat metninin giriş bölümünü oluşturduğu anlatılıyor.
Özellikle Geç Antik Çağ’da Bizans’ın doğu sınırındaki kritik bir istihkâm kenti olan Diyarbakır’ın surları, seyyahların sıkça vurguladığı unsurlardandı. IV. yüzyılda İmparator II. Constantius döneminde takviye edilen bu surların, kente dair anlatıların en dikkati çeken bölümlerini oluşturduğu ifade ediliyor.
KUŞATMALARLA ŞEKİLLENEN BİR KENT BELLEĞİ
Diyarbakır’ın tarihsel imgesini belirleyen unsurlardan birinin de geçirdiği büyük kuşatmalar olduğu belirtilen kaynaklara göre, seyyahlar, Sasani kralları II. Şapur ve Kavad tarafından gerçekleştirilen zorlu kuşatmalara özellikle değindi. Bu saldırılar, kentin direniş gücünü ve stratejik önemini yazılara yansıtan başlıca olaylardı.