Buğdayın ana vatanı olarak kabul edilen Diyarbakır’da, Diyarbakır Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Engin Yeşil ile tarım sektörünün mevcut durumunu, üreticilerin karşılaştığı sorunları ve çözüm önerilerini konuştuk. Bölgenin tarımsal potansiyelini değerlendirdiğimiz söyleşide, eksiklikleri ve atılması gereken adımları ele aldık.

Diyarbakır tarımının mevcut durumunu, üreticilerin karşılaştığı sorunları ve sektörün geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Diyarbakır, sahip olduğu verimli toprakları, geniş tarım alanları ve güçlü üretim kapasitesiyle Türkiye'nin en önemli tarım merkezlerinden biridir. Başta buğday, arpa, kırmızı mercimek, mısır, pamuk ve ayçiçeği olmak üzere birçok stratejik üründe ülkemizin önemli üretim merkezleri arasında yer alıyoruz.

Ancak bugün tarım sektörü ciddi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Artan üretim maliyetleri, kuraklık, iklim değişikliği, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve pazarlama sorunları üreticimizi her geçen gün daha fazla zorluyor.
Buna rağmen Diyarbakır çiftçisi üretmekten vazgeçmiyor. Bu azim bizim en büyük gücümüzdür. Biz de Diyarbakır Ticaret Borsası olarak üreticimizin rekabet gücünü artıracak projeleri hayata geçirmek, ürünlerini daha değerli hale getirmek ve tarımsal ticareti güçlendirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Diyarbakır tarımının son yıllardaki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektör büyüme trendinde mi?
Üretim kapasitesi açısından büyüme devam ediyor. Özellikle modern tarım tekniklerinin yaygınlaşması, mekanizasyonun artması ve sulama yatırımları önemli kazanımlar sağladı.
Ancak yalnızca üretim miktarındaki artışı büyüme olarak değerlendirmek doğru olmaz. Esas büyüme, üreticinin gelirinin artmasıyla ölçülmelidir.
Bugün üretim artmasına rağmen üreticimizin kazancı aynı oranda artmıyorsa, burada yapısal bir sorun var demektir. Bundan sonraki hedefimiz, miktar odaklı değil, katma değer odaklı bir tarım modeline geçmek olmalıdır.
Üreticilerin en çok dile getirdiği sorunlar nelerdir?
Sahada en fazla duyduğumuz konu artan maliyetlerdir.
Mazot, gübre, tohum, zirai ilaç, sulama ve enerji giderleri üreticimizin omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor.
Bunun yanında finansmana erişim güçlüğü, ürün fiyatlarındaki belirsizlik, pazarlama sorunları ve iklim kaynaklı riskler de üreticimizin temel gündemini oluşturuyor.
Çiftçimiz üretim yapıyor ancak sezon sonunda önünü göremiyor. Tarımda öngörülebilirlik sağlanmadan sürdürülebilir üretimden söz etmek mümkün değildir.
Artan girdi maliyetleri karşısında üreticinin üretime devam etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu fedakarlığın takdir edilmesi gerekiyor.
Bugün birçok üretici ekonomik şartlara rağmen toprağını boş bırakmamak için mücadele ediyor. Çünkü çiftçi yalnızca kendi geçimini değil, ülkenin gıda güvenliğini de sağlıyor.
Bu nedenle tarımsal üretim stratejik bir alan olarak görülmeli ve üreticiyi koruyan politikalar daha güçlü şekilde uygulanmalıdır.
Finansman ve borç yükü konusunda borsanızın çalışmaları nelerdir?
Üreticimizin en önemli ihtiyaçlarından biri uygun koşullarda finansmana erişimdir.
Bu kapsamda TOBB öncülüğünde uygulanan kredi destek programlarının üyelerimize ulaştırılması konusunda aktif rol üstleniyoruz.
Ayrıca lisanslı depoculuk sistemi sayesinde üreticilerimizin ürünlerini uygun koşullarda muhafaza ederek Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) karşılığında finansmana ulaşabilmelerini destekliyoruz.

Amacımız çiftçimizin ürününü hasat döneminde düşük fiyatla satmak zorunda kalmadığı güçlü bir piyasa yapısı oluşturmaktır.
Tarım gençler için yeterince cazip mi?
Bugün maalesef genç nüfusun önemli bir bölümü tarımdan uzaklaşıyor.
Tarımın yeniden cazip hale gelebilmesi için yalnızca gelir seviyesinin değil, teknolojik altyapının da güçlendirilmesi gerekiyor.
Akıllı tarım uygulamaları, dijital teknolojiler, girişimcilik destekleri ve kırsalda yaşam kalitesini artıracak yatırımlar gençlerin sektöre bakışını değiştirebilir.
Tarım artık sadece beden gücüne dayalı bir meslek değildir. Bilgi, teknoloji ve inovasyonun en yoğun kullanıldığı alanlardan biri haline gelmektedir.
Ürün fiyatları artmasına rağmen üreticiler neden yeterli gelir elde edemiyor?
Çünkü maliyet artışları çoğu zaman satış fiyatlarının üzerinde gerçekleşiyor.
Tarladan çıkan ürün ile market rafındaki fiyat arasındaki farkın önemli kısmı üreticinin kazancı değildir.
Depolama, lojistik, işleme, paketleme ve aracılık maliyetleri fiyat zincirini büyütüyor.
Bu nedenle üreticinin örgütlenmesi, lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılması ve ürünlerin daha fazla işlenerek pazarlanması büyük önem taşıyor.
Fiyat dengesinin sağlanması için neler yapılmalı?
Üretim planlaması güçlendirilmeli, kayıtlı ticaret artırılmalı ve piyasa şeffaflığı sağlanmalıdır.
Lisanslı depoculuk, elektronik ürün senedi sistemi ve ürün ihtisas borsalarının etkin kullanılması fiyat dalgalanmalarının azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Üretici, tüccar ve sanayici birbirini rakip değil, aynı zincirin tamamlayıcı halkaları olarak görmelidir.
Diyarbakır'da üretilen ürünlerin katma değeri nasıl artırılabilir?
Artık yalnızca hammadde satan değil, işleyen ve markalaştıran bir tarım anlayışına geçmeliyiz.
Gıda sanayisinin geliştirilmesi, organize tarım bölgelerinin güçlendirilmesi, coğrafi işaretli ürünlerin yaygınlaştırılması ve ihracata yönelik yatırımlar Diyarbakır'ın ekonomik gücünü önemli ölçüde artıracaktır.
Biz Diyarbakır Ticaret Borsası olarak bu dönüşümün öncülerinden biri olmayı hedefliyoruz.
Tarım politikalarını ve devlet desteklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devletimizin üretimi desteklemek adına önemli adımlar attığını görüyoruz.
Ancak tarım dinamik bir sektördür. Destek mekanizmalarının da değişen şartlara göre sürekli güncellenmesi gerekiyor.
Desteklerin daha öngörülebilir olması, üretim sezonu başlamadan açıklanması ve bölgesel ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi üretici açısından büyük önem taşıyor.
Kuraklık ve iklim değişikliği konusunda yeterli önlem alınıyor mu?
İklim değişikliği artık geleceğin değil bugünün sorunudur.
Su kaynaklarının verimli kullanılması, basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi ve su yönetiminin güçlendirilmesi artık zorunluluk haline gelmiştir.
Özellikle sulama yatırımlarının hızlandırılması Diyarbakır açısından stratejik önem taşımaktadır.
Silvan Barajı projesi bu anlamda çok hayati bir yere sahip.
Lisanslı depoculuk neden önemli?
Lisanslı depoculuk yalnızca depo yapmak değildir.
Bu sistem kaliteyi standardize eder, kayıtlı ticareti güçlendirir, fiyat istikrarına katkı sağlar ve üreticinin ürününü güvence altına alır.
Üreticinin emeğinin gerçek değerini bulabilmesi açısından lisanslı depoculuk tarımın geleceğinde kritik bir rol üstlenmektedir.
Dijital tarım uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teknoloji artık tarımın ayrılmaz bir parçasıdır.
Uydu destekli üretim planlaması, sensör teknolojileri, yapay zekâ destekli analizler ve veri odaklı tarım uygulamaları önümüzdeki yılların en önemli rekabet alanlarından biri olacaktır.
Ancak bu teknolojilerin küçük ve orta ölçekli işletmelere de ulaşması gerekiyor.
Diyarbakır tarımının öncelikli ihtiyaçları nelerdir?
Sulama altyapısının güçlendirilmesi, tarımsal sanayinin geliştirilmesi, ihracat kapasitesinin artırılması, üretici örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve katma değerli üretime geçiş en önemli önceliklerimizdir.
Bunun yanında lojistik altyapı ve tarımsal ticaretin geliştirilmesi de büyük önem taşıyor.
Göreve geldiğinizden bu yana en önemli çalışma nedir?
Diyarbakır Ticaret Borsası olarak göreve geldiğimiz günden bu yana temel hedefimiz, kurumumuzu yalnızca ticaretin yapıldığı bir yapı olmaktan çıkarıp; üretimin, ticaretin, finansal araçların ve tarımsal kalkınmanın merkezinde yer alan güçlü bir kurumsal yapıya dönüştürmek olmuştur.
Bu doğrultuda lisanslı depoculuk sisteminin bölgemizde güçlendirilmesi, Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) mekanizmasının etkinleştirilmesi, üretici odaklı projeler, eğitim faaliyetleri ve ulusal ölçekte kamu-özel sektör iş birlikleri önemli başlıklarımızı oluşturmuştur.
Bu sürecin en önemli kilometre taşlarından biri de, borsamızın kurucu ortakları arasında yer aldığı Mezopotamya Ürün Piyasası Aracı Kurumu (ÜPAK) A.Ş.’nin hayata geçirilmesi olmuştur.
Mezopotamya ÜPAK, bölgesel tarım ticaretinin kurumsallaşması, ürünlerin daha şeffaf ve güvenli piyasalarda işlem görmesi ve özellikle Elektronik Ürün Senedi piyasasının daha etkin çalışması açısından stratejik bir adımdır. Bu yapı sayesinde üreticinin pazara erişimi kolaylaşmakta, fiyat oluşumu daha şeffaf hale gelmekte ve tarımsal ticaret daha kurumsal bir zemine oturmaktadır.
Bizim için en önemli başarı; sadece fiziki altyapılar kurmak değil, aynı zamanda üreticinin gelirini artıracak, piyasayı daha öngörülebilir hale getirecek ve Diyarbakır tarımını ulusal ölçekte daha güçlü bir konuma taşıyacak finansal ve kurumsal mekanizmaları hayata geçirmektir.
Kurumsal kapasitemizi güçlendirirken temel amacımız, her zaman üyelerimizin rekabet gücünü artırmak ve Diyarbakır tarımını daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmaktır.
Eksik kaldığını düşündüğünüz alanlar var mı?
Elbette var.
Tarım sürekli gelişen bir alan.
Daha fazla işleme tesisi, daha güçlü ihracat altyapısı, daha yüksek teknoloji kullanımı ve gençlerin sektöre kazandırılması konusunda kat etmemiz gereken önemli mesafeler bulunuyor.
Biz hiçbir zaman mevcut başarılarımızı yeterli görmüyoruz.
Çiftçilerden nasıl geri dönüş alıyorsunuz?
En büyük motivasyonumuz sahadan aldığımız olumlu geri dönüşlerdir.
Üreticilerimizin sorunlarını dinleyen, çözüm üreten ve kamu kurumları nezdinde onların sesi olan bir kurum olmaya gayret ediyoruz.
Kapımız her zaman üreticimize açıktır.
Önümüzdeki beş yılda Diyarbakır tarımını nasıl görüyorsunuz?
Ben Diyarbakır'ın Türkiye'nin en güçlü tarım ve gıda üretim merkezlerinden biri olacağına inanıyorum.
Sulama yatırımlarının tamamlanması, tarımsal sanayinin gelişmesi, ihracatın artması ve genç nüfusun yeniden üretime yönelmesiyle çok daha güçlü bir tarım ekonomisi oluşturabiliriz.
Potansiyelimiz son derece yüksektir.
Önemli olan bu potansiyeli doğru planlama ve ortak akılla değerlendirebilmektir.
Tarımdaki en büyük risk ve en büyük fırsat nedir?
En büyük risk iklim değişikliği ve üreticinin üretimden uzaklaşmasıdır.
En büyük fırsat ise teknoloji destekli, katma değer üreten ve ihracat odaklı yeni tarım modelidir.
Türkiye bunu başarabilecek bilgiye, insan kaynağına ve üretim gücüne sahiptir.
Son olarak, tek bir değişiklik yapma imkânınız olsa neyi değiştirirdiniz?
Ben üreticinin gelirini güvence altına alan planlı üretim modelini hayata geçirirdim.
Çiftçi neyi, ne kadar üreteceğini, hangi pazara satacağını ve emeğinin karşılığını önceden öngörebilmelidir.
Üretimde istikrar ancak öngörülebilirlikle mümkündür.
Tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Tarım; milli güvenlik, gıda arzı, istihdam ve sürdürülebilir kalkınmanın temelidir.
Üreticimizi ne kadar güçlü kılarsak, ülkemizin geleceğini de o kadar güçlü inşa etmiş oluruz.




