Dünyanın en uzun ve en sağlam surları arasında gösterilen, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki Diyarbakır Surları’nın geçmişte akılalmaz bir bürokratik cehaletin kurbanı olduğu anlaşıldı.
Yapılan araştırmalar ve arşiv kayıtları, sur bütünlüğündeki 645 metrelik devasa kaybın arkasından trajik bir ''modernleşme'' hikayesi çıkardı.
Arşiv belgelerine göre, 1930'lu yıllarda dönemin yerel yönetimi, ''Sur kenti boğuyor, şehir içeride hava almıyor, salgın hastalıklar bu yüzden yayılıyor'' iddiasıyla tarihi surları yıkma kararı aldı.
Dağkapı bölgesinden başlanarak sur duvarları top atışları ve dinamitlerle havaya uçuruldu. Yıkım ekipleri, asırlık taşları acımasızca yerle bir ederken, insanlık tarihinin en büyük kültür katliamlarından biri canlı canlı yaşandı.
TARİHİ KURTARAN YABANCI
Katliam, o sırada bölgede incelemeler yapan Fransız arkeolog ve sanat tarihçisi Prof. Albert Gabriel’in durumu fark etmesiyle son buldu.
Gabriel, Ankara’ya acil koduyla bir telgraf çekerek ''Tarih katlediliyor, bu surlar dünyada eşi benzeri olmayan birer kültür mirasıdır, yıkımı derhal durdurun'' uyarısında bulundu.
Bu çığlık üzerine Mustafa Kemal Atatürk’ün de talimatıyla yıkım durduruldu; ancak geçen süre zarfında 645 metrelik sur hattı ve 3 tarihi burç çoktan yok edilmişti.
Bugün yapılan incelemeler, surların geriye kalan kısmının da ciddi bir çökme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Toplamda 101 burca (Dış Kale’de 82, İç Kale’de 19) sahip olan yapıda, insan eliyle yıkılan 3 burcun yanı sıra 4 burç da zamanla kendiliğinden çöktü.
Kuzey ve batı cephelerinde savunmayı güçlendirmek amacıyla duvar kalınlığı 5 metreye, yüksekliği ise 22 metreye kadar ulaşıyor.
Yüzyıllar boyunca güvenlik amacıyla her gece kapatılan Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı ise zamana ve fiziki deformasyona karşı direnmeye devam ediyor.
Eğer 1930'lardaki o dinamitli ''hava alma'' operasyonu tamamen durdurulmasaydı, bugün Diyarbakır ne bir açık hava müzesine sahip olabilecekti ne de UNESCO listesinde yer alabilecekti.
Tarihten silinmek istenen surlar, bugün geçmişin bu büyük hatasının canlı bir anıtı olarak ayakta kalmaya çalışıyor.




