Diyarbakır sokakları 1950 ve 1960'lı yıllarda yalnızca yaya trafiğiyle değil, aynı zamanda satıcıların oluşturduğu renkli görüntülerle de doluydu. Mevsimine göre değişen ürünlerle sokaklar âdeta bir panayır alanına dönüşür, kentin sosyal ve kültürel dokusu bu satıcıların sesiyle şekillenirdi.
SATICILARIN RENKLİ DÜNYASI
Sırtında torba taşıyan sabun satıcılarından, eski elbiseleri toplayıp bakır kap veren takasçılara; çiçek satanlardan omzunda baltasıyla dolaşan odunculara kadar birçok seyyar satıcı, kentin her köşesinde görülürdü. Kuyu temizleyiciler, soba kuran ustalar, Çermik sakızı satanlar ve ''Taze naneee, nane kurutanlarrr'' diye bağırarak taze nane pazarlayanlar, şehrin vazgeçilmez seslerindendi.
MANİLERLE SATIŞ YAPANLAR, KÜLTÜRÜN TAŞIYICISIYDI
Bazı satıcılar satışlarını maniler eşliğinde yapardı. "Deve tabanı pejilop" diyerek incir satanlar, "Kâre kurbaneeee, teseduk malee" diye bağıran kurbanlık satıcıları, sokakların neşesi haline gelmişti. Naneci Bedri, meyan şerbetçisi, karadut ve urum dutu satanlar, akşam vakitlerinin vazgeçilmezlerindendi.
EL EMEĞİYLE HAYATA TUTUNANLAR
Bıçak bileyen ustalar, dam loğlayan işçiler, pandispanya satan tatlıcılar ve sarı kâğıtlara bastıkları günün popüler türkülerini okuyan notacılar da bu kültürel mozaiğin parçalarıydı. Bulguru çekenler, kapı kapı dolaşıp ekmek dilenen ama bunu ritmik bir şekilde yapan dilenciler bile, o dönemin sembollerinden biri hâline gelmişti.
ARAŞTIRMA KONUSU OLACAK ZENGİNLİK
Bugün belgesellere, kitaplara ve sosyolojik çalışmalara konu olabilecek bu satıcı profilleri, Diyarbakır’ın geçmişine dair eşsiz bir tanıklık sunuyor.
Her biri, hem ekonomik yaşamın hem de kültürel ifadenin sokaktaki yüzüydü. Diyarbakır’ın eski sokakları, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de izini süren araştırmalar için hâlâ ilham kaynağı olmayı sürdürüyor.