Diyarbakır üzerine yapılan tarih araştırmalarında adı sıkça geçen, mahlası “Hamîdî” olan Abdülhamîd Efendi b. Hacı Bâkî, Osmanlı’nın son döneminde hem ilmi hem de mücadele ruhuyla öne çıkan bir âlim olarak dikkati çekiyordu.
Şehrin önde gelen müftülerinden biri olan Hamîdî, yalnızca bilgisiyle değil, adaletten taviz vermeyen duruşuyla da halk arasında saygı kazanmış bir isimdi.
İLİM GELENEĞİNİN ÖNEMLİ HALKASI
Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, eğitimini dönemin saygın âlimlerinden Payaslı Ömer Efendi’den alan Hamîdî, ilim yolculuğunda birçok büyük ismin izinden gitti.
Aynı zamanda Emîrî Efendi’nin hocası olan Şa’bân Kâmî Efendi’nin de üstadı olan Hamîdî'nin, Diyarbakır’ın ilim dünyasında derin izler bırakan şahsiyetlerden biri olarak anıldığı kaydediliyor.
ZALİMLERE KARŞI DİRENİŞİ SÜRGÜNLERLE SONUÇLANDI
Hamîdî’nin müftülük görevinin 8 Nisan 1810 tarihinde başladığı ve hayatını doğruyu emretmek, kötülükten men etmek prensibi üzerine kurduğu belirtilerek, bu tutumunun da haksızlık yapanların pek hoşuna gitmediği belirtiliyor.
Dönemin bazı yöneticilerinin rüşvetle işlerini yürütmesine karşı çıkan Hamîdî’nin bu kararlı tavrının, çeşitli iftiralara maruz kalmasına neden olduğu, Bâb-ı Âli’ye defalarca şikâyet edildiği ve bu nedenle beş kez sürgün edildiği anlatılıyor.
Her sürgünün ardından beraat ederek görevine dönen
Hamîdî’nin 1822 yılında gönderildiği son 5. sürgün yolculuğunda daha ilk durakta öldürüldüğü, ardından Diyarbakır surlarının dışında yer alan Gelbenigör semtine defnedildiği ifade ediliyor. Bu olayın, şehrin tarihine kara bir iz olarak geçtiği kaydediliyor.