Arşiv belgelerine göre, Güneydoğu'nun kalbi olan Diyarbakır'ın, yüzlerce yıl önce Osmanlı İmparatorluğu'nun en kritik ve adeta ''kendi kurallarını koyan'' bir ekonomik süper gücü olduğu ortaya çıktı.
Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan kervan yollarının merkezindeki şehir, özellikle XVI. ve XVIII. yüzyıllar arasında Van, Halep ve Bağdat hatlarının tam kesişim noktasıydı. Ancak şehri asıl efsaneleştiren, doğudan gelen dev kervanların gümrük vergilerini doğrudan buraya ödemesiydi.
Arşiv belgelerinde yapılan derinlemesine araştırmalar, Diyarbakır esnafının ve gümrüğünün, dönemin başkenti İstanbul ile nasıl bir ekonomik rekabete girdiğini detaylarla ortaya koyuyor.
İSTANBUL VE DİYARBAKIR GÜMRÜĞÜ
Osmanlı hâkimiyeti boyunca en işlek ticaret hatlarından biri Bağdat-Diyarbakır yoluydu.
Dönemin hukukuna göre, Bağdat’tan çıkıp İstanbul’a mal götüren tüccarların gümrük vergilerini payitahtta (İstanbul'da) ödemesi gerekiyordu. Ancak Diyarbakır Gümrüğü, bu kuralları hiçe sayarak kervanların vergilerini almaya başlamış.
Bu durum Osmanlı sarayında o kadar büyük bir krize yol açtı ki, İstanbul'dan Diyarbakır valilerine ardı ardına sert fermanlar gönderilmek zorunda kalındı.
Belgelerde, merkezden gönderilen uyarılarda sık sık bu usulsüz müdahaleye son verilmesi istendiği ve ''Söz konusu malların gümrüğü İstanbul’da alınacaktır!'' şeklinde kesin hatırlatmalar yapıldığı görülüyor.
HANLAR VE ÇARŞILAR DOLUP TAŞIYORDU
Diyarbakır Gümrüğü'nün bu kadar cüretkar ve zengin olmasının arkasında, şehirdeki devasa ticari canlılığın yattığı kaydediliyor.
Doğunun zenginliğini taşıyan kervanların şehirde konaklaması, hanların ve çarşıların sayısını bir hayli artırırken, şehrin adeta dev bir organize sanayi ve ticaret merkezine dönüştüğü ifade ediliyor.
XVI. yüzyıl ile XIX. yüzyıl arasındaki arşiv kaynaklarına dayanan kapsamlı çalışmanın, Diyarbakır esnafının şehirdeki muazzam teşkilatlanmasını, halkla olan sıkı münasebetlerini ve üretim kapasitelerini gözler önüne serdiği kaydediliyor.
Sayıları tahmin edilenin çok üzerinde olan esnaf gruplarının, sadece yerel halkı beslemekle kalmadığı, imparatorluk ekonomisinin en büyük dişlilerinden birini döndürdüğü belirtiliyor.
Bağdat'tan İstanbul'a uzanan ticaret hattının en dişli kilidi olan Diyarbakır'ın, geçmişteki bu görkemli ve ''sözü geçen'' ticari hafızasıyla bugün bile bölgenin en önemli ticaret merkezi olma unvanını neden koruduğunu kanıtlıyor.




