Diyarbakır’ın en eski yerleşim alanlarından biri olan İç Kale, yalnızca Osmanlı’ya değil, Bizans dönemine uzanan köklü geçmişiyle dikkati çekiyor.
Şehirdeki en dikkati çeken kayıp yapılardan biri, İmparator II. Constantin dönemine ait olduğu bilinen ve harp makineleri üretimi için kullanılan Dârü’s-Sanâa adlı askeri üretim merkezi olduğu kaydedildi.
Günümüzde bu yapıya dair somut bir kalıntı bulunmasa da, tarihi kaynaklar bu tesisin İç Kale’de konumlandığını ortaya koydu.
''Dârü’s-Sanâa, dönemine göre ileri düzeyde bir teknik atölye veya tersane işlevi görmekteydi'' denilen tarihi kaynaklarda, bu yapının askeri mühimmat ve savaş teknolojilerinin üretiminde önemli rol oynadığı kaydediliyor.
Ancak aradan geçen yüzyıllar içinde yapı tamamen ortadan kalkmış, sadece tarihi belgelerde izlerine rastlanmaktadır.
EVLİYA ÇELEBİ’NİN GÖZÜNDEN
Bizans yapılarının yanı sıra Osmanlı döneminde İç Kale’de yer alan görkemli sarayın da tamamen yok olduğu belirtiliyor.
Diyarbakır’ı 1654 yılında ziyaret eden Evliya Çelebi, İç Kale'de 150 odalı, havuzlu, hamamlı, divanhaneli bu büyük sarayı detaylarıyla anlatıyor.
Sarayın yapımını, Diyarbakır’ın ilk Osmanlı valisi Bıyıklı Mehmet Paşa'nın gerçekleştirdiği, ancak günümüzde bu saraya ait yalnızca bir çeşmenin kaldığı anlatılıyor.
Araştırmacı Basri Konyar da, sarayın bulunduğu yerin uzun süre harabe halde kaldığını, yalnızca Kolordu Suyu adlı çeşmenin bugüne ulaştığını aktarıyor.
Hamamın ise çeşmenin karşısında, Evkaf Dairesi'nin bitişiğinde olduğu belirtiliyor.
YÖNETİM YAPILARI VE KAPU HALKI ODALARI KAYITLARDA YAŞIYOR
Arşiv belgelerinde geçen Cami Köşkü, Divan Efendisi Köşkü, Voyvoda Konağı, Mütesellim Konağı gibi isimler dışında, saray içinde Kapu halkı ve çeşitli görevli odalarına yer veriliyor.
Bunlar arasında Silahtar Ağa, Mühürdar, Mabeyn, Harem, Arz Odası, Alemdar Ağa gibi görev odaları da yer alır.
Diyarbakır valiliğine atanan kişilerin, bu saray kompleksinde görevlerine başlamadan önce konakların bakım ve onarımını yaptırmakla yükümlü oldukları belirtiliyor.
Belgeler, 1801, 1818, 1823 ve 1840 gibi yıllarda bu yapıların hâlâ kullanımda olduğunu gösteriyor.