Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığındaki komisyon, toplumun farklı kesimlerini ve sivil toplum örgütlerini dinlemeye devam ediyor.
Komisyonun, bugünkü toplantısında Diyarbakır'dan düşünce kuruluşu Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Rawest Araştırma, Kürt Çalışmaları Merkezi ile Sosyo-Politik Saha Araştırmaları'nın temsilcileri, sürece ilişkin görüş ve önerilerini dile getirdi.
DİTAM Başkanı Mesut Azizoğlu, DİTAM'ın 2010 yılında farklı meslek gruplarından yaklaşık 50 kişinin bir araya gelerek oluşan Diyarbakır merkezli bir düşünce kuruluşu olduğunu anımsattı.
"ÇÖZÜMSÜZLÜK 100 YILDIR HERKESE KAYBETTİRİYOR"
DİTAM'ın 15 yıllık süre içinde farklı konularda bir çok proje yürüterek, raporlar yayınladığını belirten Azizoğlu, gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Kürt meselesinde yeni bir döneme girildiğini aktaran Azizoğlu, şunları söyledi:
"Devletin,Kürt meselesini çözme niyeti ve girişimiyle beraber Abdullah Öcalan'ın açıklamasının ardından PKK’nin kendini feshedip silahları bırakma kararı yeni bir durum oluşturdu.
yıllarca bu tür toplantılarda Kürt meselesinin neden çözülmesi gerektiğini anlatmaya çalıştık. Ama artık bugün oluşan bu yeni durum kürt meselesiyle ilgili yeni şeyler söyleme zorunluluğunu ve imkanını veriyor herkese. Artık , çözüm için yapılması gerekenleri ve bunların nasıl yapılacağına dair konuları da konuşmak gerekiyor. Yine bu toplantılarda “Devletin bu işi çözmeye niyeti yok”, ya da “PKK silah bırakmadan hiçbir şey olmaz” cümleleri bu tür toplantıların içeriğini sınırlıyordu ve “çözümde ortaklaşmanın” önünde hep engel olarak duruyordu. Hatta belirli kesimler için çözümsüzlüğe dair sürdürülebilir bir hareket alanı yaratıyordu"
Kürt meselesindeki çözümsüzlük 100 yıldır herkese kaybettiriyor. Halbuki , kürt meselesinin çözülmesi için çok haklı ve insani gerekçeler var, Kürtler yıllardır Türkiye toplumuna kimlikleri, dilleri ve kültürleriyle ilgili yaşadıkları haksızlıkları ve taleplerini anlatmaya çalışıyorlar, Devletin ; cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, Kürtlerin yaşadığı bölgeleri bilerek ihmal ettiğini ve bu nedenle ekonomi, sağlık ,eğitim gibi hayatın hemen her alanında mağdur edildiklerini ispatlamaya çalışıyorlar.
Fakat maalesef bugüne kadar bu gerekçeler Türkiye'de Kürt meselesinin çözümü için çok fazla dikkate alınmadı Ditam 2024 kasım ayında (Kürt meselesinde çözümsüzlük Türkiye’ye neler kaybettiriyor) başlıklı bir toplantı düzenledi.O toplantıda çözümsüzlüğün Türkiye'de ekonomiye, toplumsal hayata ve uluslarası ilişkilere olan etkileri konuşuldu. Türkiye’nin bu alanlarla ilgili yaşadığı problemlerin oluşumunda Kürt meselesinin ne kadar etkisi var, bunlar anlatıldı o toplantıda. Toplantının raporu web sayfamızda var."
Kürt meselesinin çözümü için Kürtlerin uzun yıllardır söylediği gerekçeler toplumda etki yaratmadığını, bu nedenle çözümsüzlüğün Türkiye'ye kaybettirdiklerini daha görünür, daha anlaşılır hale getirecek çalışmalar yaptıklarını anlatan Azizoğlu, "Çözümsüzlüğün Türkiye için yarattığı problemlerin görünür ve anlaşılır hale gelmesi, çözüm için yeni gerekçeler yaratabilir ve toplumun çözüm için ikna edilmesini kolaylaştırabilir diye düşündük. Nitekim devlet de Kürt meselesindeki çözümsüzlüğün Türkiye açısından bir güvenlik problemi oluşturduğu gerekçesiyle bu süreci başlattı.
Kürt meselesindeki çözümsüzlüğün Türkiye'ye etkileri son dönemlerde daha fazla hissedilmeye başlandı. Çözümsüzlüğün sadece Kürtlere değil bütün Türkiye'ye kaybettirdiği görüldü ve devlet kendi açısından riskli gördüğü bu durum nedeniyle çözüm arayışına girdi" dedi.
KÜRT MESELESİ İLE İLGİLİ ZİHNİYET DEĞİŞİMİ
Azizoğlu, şöyle devam etti:
"Bugün Kürtlerin yaşadığı illeri Türkiye’nin diğer bölgeleriyle kıyasladığınızda, bölgenin tamamının hayatın hemen her alanında geride olduğu görülüyor. Benzer şekilde dünyadaki genel istatistiklere-endekslere bakıldığında Türkiye’nin de dünya standartlarının gerisinde bir yerlerde durduğu görülüyor. Aslında bu çözümsüzlük Türkiye'nin bir çok probleminin görünür olmasını, konuşulmasını engelliyor, bir çok temel problemin ötelenmesine sebep oluyor.
Kürt meselesinin varlığı, hukuk, demokrasi, ekonomi, toplumsal hayat, uluslararası ilişkiler vb bir çok konuda sağlıklı bir tartışma ortamı yaratılmasının önünde engel olarak duruyor
Aslında meselenin çözümü sadece Kürtlerin sorunlarının çözülmesi anlamına gelmiyor. Türkiye'nin birikmiş problemlerinin çözümü için de yeni bir başlangıç potansiyeli taşıyor.
Şimdi bunların ardından komisyonun çalışmalarıyla ilgili olarak da şunları söylemek istiyorum. Komisyon şimdi dinlemeleri yapıyor, komisyondan beklentiler var. Öncelikli olarak sürecin hukuksal altyapısını oluşturmakla ilgili bir beklenti var. ikinci olarak da toplumsal rızanın üretilmesi, adalet duygusunun sağlanması ve geleceğe yönelik ortaklaşmayla ilgili komisyondan beklentiler var. Öncelikle toplumun iknası ve adalet duygusunun tesisiyle ilgili şunu belirteyim, çözüm için ikna edilmesi gereken kesim Türkler, adalet duygusunun sağlanmasıyla ilgili muhatab da Kürtler.
Türkiye toplumunun iknası komisyonun önünde önemli bir görev olarak duruyor. Çünkü; devlet kendisi açısından bir güvenlik sıkıntısı gördüğü için sorunun çözümüyle ilgili bu süreci başlatsa da toplum geçmişten bugüne Kürt sorunuyla ilgili olarak çözümden çok uzak bir noktaya getirildi. Bu nedenle bu zihniyet değişimi hukuksal değişimlerden çok daha zor olacak.
Toplumun Kürt meselesiyle ilgili zihniyet değişimi için uzun bir zamana ihtiyaç var. Bugünden her şey doğru yapılsa, doğru yöntemler doğru içeriklerle bile toplumun ikna edilmesi uzun zaman alacak. Hatta belki hiç ikna olmayacak kesimler olacak.
Bu sorunun çözümsüzlüğünün bugün ve gelecekte yaratacağı maliyetlerin topluma anlatılması gerekiyor.
Çözümsüzlük üzerinde ısrar etmenin uzun vadede oluşturacağı risklerin toplum tarafından anlaşılması gerekiyor.
Maalesef Kürt siyasetinin ve Kürtlerin toplumun iknasıyla ilgili şu aşamada yapabilecekleri sınırlı çünkü geçmişten bugüne ve özellikle son on yılda yaşananların ardından Kürt siyasetinin neredeyse Türkiye toplumuyla bağı kesildi.
Adalet duygusunun sağlanmasıyla ilgili olarak da öncelikli olarak Kürtlerin gerekçelerinin dikkate alınması gerekiyor. Çünkü, bu meseleden kaynaklı çok acılar çekildi, bu nedenle adaletin o onarıcı yanına Kürtlerin daha fazla ihtiyacı var.
Yapılacak bütün çalışmalar Kürt meselesinin 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonra hala devam eden bir mesele olmaması düşünülerek planlanmalı, mesela Kürtler arasında genç nüfusun oranı çok yüksek ve bu gençlerin önemli bir kısmı ne eğitimde ne istihdamda kendine yer bulamıyor. Bu oran Türkiye ortalamasının neredeyse 2 katı,bu nedenle gelecek için eğitim, ekonomi başta olmak üzere hayatın tüm alanlarında ilgili kurumların bugünden çalışmaları başlatmaları gerekiyor.
Her şey çok hızlı gelişti, çok ciddi bir kafa karışıklığı var, çözüm sürecini desteklemek için konuşan biri bile üçüncü cümlesinde çözüm sürecinin aleyhine bir şeyler söyleyebiliyor, bu kafa karışıklığının sebebi Kürt meselesinin hala net bir tanımının yapılmaması.
Herkes meseleyi kendi bakış açısı üzerinden tanımlıyor. Bu da farklı gerekçeler üzerinden farklı çözümlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Oysa Kürt meselesi dil meselesidir, kimlik ve eşitlik meselesidir, hukuk ve demokrasi meselesidir.
Bu sorunun çözümüyle ilgili herkesin kendine göre bir gerekçesi var. Kürtlerin var, devletin var, muhalefetin var. Oysa çözümde ortaklaşmak gerekiyor.
Komisyonun önceliklerinden biri de herkesin gerekçesini birbirine yaklaştırabilmek olmalı.
Sonuç olarak; Kürt meselesinde, 100 yıllık süreçte yapılan hataları, yaşananları doğru bir şekilde değerlendirmeden, diğer gerekçeleri ve talepleri göz ardı ederek, sadece tek bir gerekçe üzerinden bir çözüm aramak eksik bir yaklaşım olur ve çözüme ulaşmayı zorlaştırır.
Çünkü bu sorunun çözüldüğü gün herkesin kendi gerekçesini bu çözümün içinde bulması gerekiyor.
Umarım bu sefer bütün bu çabalar amacına ulaşır."
"ADALETİN YARALANDIĞI YERDE, BARIŞ FİLİZLENME SANCISI ÇEKER"
DİTAM adına söz alan 19. Dönem Diyarbakır Milletvekili ve DİTAM Başkan Yardımcısı Sedat Yurtdaş ise "1991 yılında, Diyarbakır milletvekili olarak, henüz 30’umu doldurmuş, TBMM’nin en genç divan kâtip üyelerindedim. Değerli arkadaşımız Leyla Zana’nın yemin töreninde Kürtçe bir cümle sarf etmesi, büyük bir infiale yol açtı. 34 yıl sonra, bir barış annesinin bu çatı altında, farklı gerekçelerle de olsa, Kürtçe kendini ifade edememesi, “eşit dil” eşiğinin aşılamadığının açık kanıtıdır.
Dil, bir halkın kalbidir; susturulursa, ruh yaralanır." sözleriyle konuşmasına başladı.
Komisyonın topluma eşitlik hissini vermek konusunda daha cesur olması gerektiğini, Kürtçe’nin tüm kurumlarda özgürce konuşulabildiği bir Türkiye'nin yalnızca Kürtler için değil, tüm toplum için bir özgürlük müjdesi olacağını vurgulayan Yurdaş, şöyle devam etti:
"19. dönemden bu yana, sayısız konuşma, tahlil ve uyarı bulabilirsiniz. Sorunun kalıcı çözümüne dair öneriler sıralanmış, tespitler yapılmış, yol haritaları çizilmiştir. Evet, bazı alanlarda mesafe kat edilmiş; ancak bazı hayati konularda, ne yazık ki mesafeler oldukça kısa kalmıştır .
Kayyım uygulamaları, 19 Mart 2025’ten bu yana seçilmişlere yönelik sistematik operasyonlar, CHP’nin de tıpkı geçmişte ve bugün olduğu gibi HEP, DEP, HADEP, HDP ve DEM Parti gibi anayasal güvenceden, hatta seçim hukuku güvenliğinden yoksun bırakılarak “sulh ceza, asliye ceza ve asliye hukuk” mahkemelerinin yargı yetkisine tabi kılınması, bu tablonun en somut örneğidir.
Bu uygulamalar, yalnızca demokrasiye değil, toplumun adalet duygusuna da ağır darbeler vurmaktadır. Adaletin yaralandığı yerde, barış filizlenme sancısı çeker."
Yurdaş, 1993 'Newroz Süreci'ni bir fırsat kaybı olarak niteleyerek, barış ve çözüm arayışlarındaki deneyimini ve tarihsel akışı anlattı.
ÇATIŞMA ÇÖZÜMÜNDE ÜÇÜNCÜ TARAF
Yurtdaş, üçüncü tarafın çözüm süreçlerinde gerekli olduğunu düşünenlerdenim. “İşime geldiğinde sürdürüyorum, işime gelmediğinde buzdolabına kaldırıyorum” anlayışı, kalıcı çözümler üretemez. Tarafsız arabuluculuk, güvenin köprüsüdür. Barış, bir tohumdur; emekle yeşerir." dedi.
Umut hakkının istisnasız bütün herkes için uygulanması gerektiğine dikkat çeken Yurdtaş, "Umut, özgürlüğün ilk adımıdır" diye konuştu.
Yurdaş, sadece Türkiye’de değil, bütün Ortadoğu’da Kürtlerin Rojava’daki kazanımlarına, hak ve özgürlüklerine, kimlik ve statülerine olumlu yaklaşan bir politika yürütülmesi gerektiğini, sadece Şam merkezli değil, Kamışlo ile dengelenen bir dış politikanın tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.
Barışı, ertelemenin değil, kararlılığın eseri olduğunu, DİTAM olarak 15 yıldan bu yana yaptıkları bütün çalışmalara katılan sayısız STK ve temsilcilerinin, uzmanların, aktivistlerin görüş ve düşüncelerini de önemli oranda kapsadığı inancındaolduğunu belirten Yurtdaş, önerileri şöyle sıraladı:
1. Anayasal ve Yasal Güvence: Kürt kimliğinin anayasal düzeyde tanınması, Anayasa’nın şüphesiz bütün maddeleri tartışılabilmeli. Ancak Madde 42 ve 66’yı ve Milli Eğitim Temel Kanunu da kapsayacak şekilde Kürtçe’nin anaokulundan üniversiteye kadar eğitim, yayın, medya ve kamusal hayatta özgürce kullanılmasının yasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Kimlik, tanındıkça özgürleşir.
2. Siyasi Katılım ve Özgürlük: Şiddeti reddeden bağımsız Kürdistan fikri de kendini örgütleyebilmeli ve anayasal koruma altına alınmalıdır.
3. İnsan Hakları ve Adalet: Yaşam hakkı ihlallerinin gelecekte de engellenmesi, mağdurların manevi olarak tazmin edilmesiyle adalet duygusu tatmin edilmelidir. Adalet, geçmişin yaralarını sarar.
4.Geçmişle Yüzleşme ve Toplumsal Hafıza: çalışması yapılmalı, geçmişin yaraları sarılmalıdır. Geçmişle yüzleşmek, geleceği özgürleştirir.
5. DNA Arşivi kurulabilir: Tutuklu yakınlarının söyledikleri gibi, sadece Diyarbakır ve çevresinde 337 mezarsız, kimsesiz hayatını yitirmiş canlar için DNA arşivi kurulmalı ve ölenlerin aileleri belirlenerek geride kalan ne varsa bir mezara, huzura kavuşturulmalıdır. Pek çoğumuzun ailesinden mezarsız insan var. Huzur, bir mezarla başlar.
6. Hasta Tutukluların Tahliyesi: Tahliye olması gereken 630 hasta tutuklu ve hükümlü mahkumun ile gözetim komisyonlarının tahliyelerine engel karar verdiği 300’ü aşkın hükümlünün tahliyesi hemen sağlanmalıdır.
7.Çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin ailelerine tazminat davası açılması ya da evlatlarının miraslarının reddine zorlanmaları uygulamasından vazgeçilmelidir.
8. Cezasızlık Mevzuatının Temizlenmesi: Terörle mücadele adı altında cezasızlık öngören geçmişte Takrir-i Sükûn, Zîlan Af Kanunu, Dersim Kanunu benzeri bütün çifte standartlı mevzuat ayıklanmalıdır. Cezasızlık, adaletsizliğin gölgesidir.
9 .Arşivlerin Açılması: Çeşitli kaynaklardan okuduğumuz üzere, hâlâ gizli olan Şeyh Sait dönemi arşivi ve 1990’ların sistematik faili meçhullerinin büyük çoğunluğunu aydınlatacak arşivler açılmalıdır. Gerçek, arşivlerine açılmasıyla özgürleşir.
10.Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi: Kayyım uygulamalarına son verilmesi, seçilmişlerin yetkilerinin tam anlamıyla iade edilmesi sağlanmalıdır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı na konulmuş çekinceler kaldırılmalıdır. Demokrasi, yerelden başlar.
11.Kürtçe ve Kültürel Miras için merkezi bütçeden başlangıç olarak Diyarbakır, Batman, Mardin ve Van gibi büyükşehir belediyelerine özel bir ödenek gönderilerek işe başlanmalıdır.
Kültür, bir halkın kökleridir.
Toplumsal barış herkesin ortak zaferi olacaktır. Bugün söylenen sözlerin hayata geçirilmesi, kararlılık ve iradeyle uygulanması zamanıdır. Burada, bu iradeyi ortaya koyma fırsatına sahipsiniz. Barışın, adaletin, eşitliğin duvar ve surlarının yükselmesi dileğiyle."
Bu arada Diyarbakır'dan davet edilen Rawest Araştırma'dan Roj Girasun, Kürt Çalışmaları Merkezi'nden İbrahim Reha Ruhavioğlu ile Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi'nden Yüksel Genç de komisyonda görüş ve önerilerini sundu.
Toplantıda ayrıca Ankara Enstitüsü, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM), Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), Ekopolitik Kültür ve Eğitim ve Araştırma Vakfı (EKEAV), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve GENAR Araştırma'dan temsilcileri de konuştu.