Mahabad, öykülerinde sözcükleri ve tümceleri adeta bir fısıltı gibi okura ulaştırırken, kah uzak, unutulmuş bir köyün taşlarında, kah kentin karmaşasında yankılanan bir yolculuğa davet ediyor.
Yazar kitabında: “Boşuna mı yürüdük bunca yolu? Sevdasıyla yürümenin ne demek olduğunu bilmiyor mu kimse? Ne büyük bir hastalık yaşama çabası. Hayat mücadelesini mi kaybetti? Ölümün her defasında kendini yenilediği mekândır o gövde. Yeryüzü geçmiyor. İçine yerleşiyor teninin. Ancak gerçek olanın yalnızlığını sırtlanır insan. Kıştır. Köydür. Kerpiçtir. Taştır. Kenttir.” derken, “Suyun Kırmızı Gölgesi”, insanın kırılganlığını, direncini ve hayatın kaçınılmaz ağırlığını yeniden düşündürürken, edebi deneyimini okurlarıyla paylaşıyor. Yazar Deniz Mahabad, bireysel acıların ve toplumsal hafızanın kesişiminde, her öyküsüyle okurunu içsel bir yüzleşmeye çağırıyor.





