Tahtanın önünde saygı, markette çaresizlik: Öğretmenin gerçeği

Her yıl 24 Kasım’da, sınıf tahtasının önünde hayatlara dokunan o insanlar için övgü dolu sözler yazılır, çiçekler alınır, sosyal medya paylaşımları yapılır.

Abone Ol

Ama o çiçekler solmadan, o sözler arşive karışmadan önce durup bir düşünelim: Öğretmenlerin hayatı gerçekten onlara gösterdiğimiz kadar değerli mi?

Bugün Türkiye’de öğretmenlerin önemli bir kısmı yalnızca eğitimle değil, geçimle de mücadele ediyor.

Eğitim-İş ve Eğitim-Sen’in güncel raporlarına göre, her 4 öğretmenden biri kredi kartı borcunu ödeyemiyor.

Üstelik sadece kredi kartı da değil: öğretmenlerin yüzde 40’a yakını banka kredisiyle ayakta durmaya çalışıyor.

Öğretmen maaşları, özellikle büyükşehirlerde yaşam maliyetlerinin çok altında kaldı.

Eskiden öğretmenlik yalnızca bir meslek değil, bir "hayat tarzı" olarak görülürdü. Bugün ise öğretmenler, okul çıkışında taksi şoförlüğü yapıyor, hafta sonu kuryelik yapıyor, özel ders peşinde koşuyor ya da marketlerde ek iş kovalıyor.

Bir kamu görevlisinin ek iş yapması yasak, ama geçinememek daha büyük bir yasa dışılık gibi yaşanıyor öğretmen için.

Geçen yıl yapılan bir araştırmada, öğretmenlerin yüzde 70’inden fazlası “fırsatım olsa mesleği bırakırım” cevabını verdi.

Bu, yalnızca mesleki tatminsizlik değil, hayal kırıklığına dönüşen bir toplumsal travmadır.

Atanamayan binlerce öğretmen yıllardır bekliyor. Ama bir yandan da, özellikle kırsal bölgelerde "acil öğretmen ihtiyacı" gerekçesiyle vekil öğretmenler görevlendiriliyor.

Kadrolu öğretmenin yaptığı her işi yapıyorlar, ama maaşları asgari ücret civarında kalıyor. Ne kadro güvenceleri var ne de sosyal hakları tam.

Bir anlamda eğitim sistemimiz, öğretmeni bile yedek parçaya çevirmiş durumda. Geleceği inşa edecek bireylerin eğitimi, kendi geleceğinden umudu kesmiş öğretmenlere emanet ediliyor.

Saygı yeter mi?

Toplumda öğretmene olan saygı söylemsel düzeyde hâlâ güçlü. Ama gerçek hayatta bu saygı, yerini çoğu zaman sabırsız veli şikayetlerine, idari baskılara, kalabalık sınıflara, yetersiz malzemelere ve eğitimde liyakatsiz karar mekanizmalarına bırakıyor.

“Bir harf öğretenin kölesi olurum” anlayışından, öğretmeni sosyal medya linçlerine maruz bırakan bir noktaya geldik.

24 Kasım kutlama mı, hatırlatma mı?

Bugün 24 Kasım. Öğretmenler Günü. Çiçek verilecek, şiir okunacak, paylaşım yapılacak. Ama öğretmenin gerçeği değişmeyecek.

Bu günü gerçekten anlamlı kılmak istiyorsak, öğretmeni sadece 24 Kasım’da hatırlamamalı; onun yaşadığı ekonomik ve psikolojik zorlukları, sistemin ona yüklediği ama karşılığını vermediği sorumlulukları da görmeliyiz.

Sadece sınıfta değil, evde, pazarda, banka kuyruklarında da "öğretmen" olduğunu unutmamalıyız.

Öğretmen, sadece bilgi aktaran değil, bir toplumu şekillendiren insandır. Ama bu insanın ayakta kalması için çiçek değil, adalet, geçim ve saygı gerekir.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">