Colani’nin, niyeti herkesi kucaklayan değil, tekçi bir zihniyet taşıdığı he geçen gün ortaya koyduğu ayrıştırıcı eğilimleri sahada görülmeye başlandı.
HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesinin ardından batıya ve ABD’ye verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmemesi dikkatlerin üzerinde yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Colani yönetiminin Dürzi ve Alevi katliamlarındaki tavrı hafızalarda henüz yerini korurken, Kürtlere yönelmesi de despot, tekçi, ayrıştırıcı ve dinsel bir devlet yapılanmasını ön görmesi batı ve ABD’nin perde arkasındaki sert tutumuyla karşılaşması her geçen gün artıyor. Bunun en bariz örneği ise, ABD’nin geçtiğimiz günlerde İŞİD ve türevi akımların Ortadoğu’da tekrar sahneye çıkmasını önleme kararlığını SDG’ye 130 milyon dolar bütçe ayırmasıyla kendini hissettirdi.
Özellikle Fransa ve İngiltere’nin Suriye’de yeni devlet yapılanmasının kesinlikle dini esaslara dayalı olmaması yönündeki düşünceleri dillendirmeleri her geçen gün kendini daha çok hissettirmesi Colani’ye güvenin limitinin giderek azalmasını göstermektedir. Bu iki ülkenin ABD’nin dış politikasına yeri geldiğinde limiti düşük de olsa etki ettiği gözden kaçmıyor. Suriye geçici Cumhurbaşkanlığı makamına oturtulan Colani’nin batılı devletlere ve ABD’ye verdiği sözlerden zigzag çizmeye yönelik tavırları anında karşı ataklarla son bulması iç siyasetin çıkmaz sokaklarla örülü olduğu önüne konduğunda kararsızlığı pik notasına çıkıyor. Bunun da Colani’nin güven kaybı ve güvenilmez eğilimler taşıdığını ortaya koyuyor.
Batılı analistlerin yorumlarına bakıldığında Colani’nin beyninin arkasındaki Şeriata dayalı bir devlet yapılanmasının en bariz örneğini azınlıklara tahammülsüzlüğü gösteriliyor. Yani Colani, dini ve etnik eğilimleri el altında körükleyen tavırları gözden kaçmıyor. Bugün iktidarda oturan Colani dışardan gelen baskılar karşısında sürekli söylem ve tavır değiştirmesi de güvensizliğin en bariz örneğini sergilemesi aslında yeterli siyasi bir donanımdan yoksun oluşunun göstergesinden başka bir şey değil.
Aslında Colani, Şam’a sıkışmış bir durumda. Özellikle Kürtlerin kendi bölgelerinde oluşturduğu Arap, Türkmen, Ermeni, Çerkez ve diğer azınlıkların ortaklaşa yönetilmesinin karşılık bulması üzerine, Dürziler ve Alevilerin de benzer yöntemlere başvurması Suriye düğümünün ne denli karmaşık olduğunu gösteriyor. Hayata geçirilen Ademi Merkeziyetçi yönetimin Suriye’yi bölmek yerine daha birleştirici ve gerçekçi olduğu sahada her geçen gün kendini hissettiriyor. Suriye Ortadoğu’da karmaşık ilişkilerin hat safhada olduğu bir başka ülke hemen hemen yok gibi. Esad sonrası bu denklem bariz bir şekilde ortaya çıktı. Colani birçok cihatçı örgütün ortaklaştığı bir coğrafyada tekçi bir zihniyetle ülke yönetemeyeceğini aslında biliyor ama, hâkim olamadığı bu örgütlerin iç kargaşaya zemin hazırlamasına da gücü yetmiyor.
Suriye denklemine bakıldığında, bir tarafta Türkiye, bir tarafta İsrail, diğer taraftan da körfez ülkelerinin sahada söz sahibi olma mücadelesiyle geçtiğini görmemek mümkün değil. Bu denklemde her ne kadar Rusya ve İran’dan söz edilmemesi söz konusu olsa bile bilinen gerçek bu ülkelerinde iç siyasette ve sahada aktif bir çalışma yürüttükleri gerçeği var.
Yani kısacası Colani rahat değil. Hem dış etkenler hem de iç yapılar sürekli kafasını karıştıran eğilimler içerisindeler. Colani’nin önünde tek bir hedef olmalı. Azınlıkların haklarını yasal güvenceye almanın yanı sıra Ademi Merkeziyetçi bir yapılanmanın hayata geçirilmesini sağlamaktır. Aksi taktirde Suriye’yi bir iç savaşın eşiğinden çekip çıkarması mümkün değil.