Nur içinde yatsın “Deli Mevlo” lakaplı Mevlüde Tütenk hocamız aradan 50 yıl geçse de "Sevr kötü, Lozan iyiydi." konuyu bağladığını anımsarım. “İkinci çözüm süreci” hazırlanılan bu dönemde politik gelişmeler ve şartlar gereği tüm taraflar tam olarak ne istediğini bilmemekte veya sonucun istemedikleri bir istikamete aleyhlerinde olabileceğini varsayımı üzerinde durmaktadırlar.
Dikkat ettiğim husus konuştuğum gençlerin bu konuda fikir yürütürken kafalarının karışık olduğunu düşünüyorum. Bazı gençlerin yeterince yakın tarih bilgisi olmadığı, haberleri sosyal medyadan yalan yanlış veya doğru mecralara bakarak karşılaştırma yeteneklerinin sınırlı olduğunu anladım.
Doğrusu karşıt görüşlerden biraz zaman harcayıp birkaç yazar tespit etmesi gerekir. Ciddi haber sitelerinin yazarlarını sonuna kadar anlayarak okumaktır. Dikkat edin bu yazarlardan talimatla önceden verilmiş kopyala yapıştır yazan kişileri okumayın. Onları ayırt etmenin en kolay yolu yazılar Öğretmen kırtasiyede fotokopiyle çoğaltılmış yazılarında birkaç benzer cümle aynıdır. O yazılarla vakit geçirmeyiniz zamanınıza yazık!
Görsel: Türkiye devleti baş delegesi İsmet Paşa ile İsviçre hükümeti adına Konfederasyon Reisi Mösyö Scheurer, reis vekili sıfatıyla Mösyö Şvarts ve Mösyö Chultess Lozan anlaşmasını imzalayan heyetle.
Politik tartışma geleneğini, demokrasi nezaketini, empati yapma becerisi olmayan gençleri kötü öğrencilere benzetiyorum. Onları okul bahçesinde şöyle tanırsınız. Sınavının iyi geçip geçmediğini bile bilmeyen öğrencidir.
Herhangi bir ders için "final nasıldı?" diye soranlara "hatırlamıyorum ki" cevabını veren Tatlıcı Faysal var ya işte o kişidir. Anlamsız şekilde umursamaz olmasının altında yatan nedenleri anlamak sakın sosyal medyadaki kısa kedi videolarına bakması olabilir mi? Sınav sonucunu hiç mi hiç umursamayan, kötü geçmeyen sınavlarının sonuçlarını da öğrenmek istememesi, gerçekler ile yüzleşmek istemeyen öğrencidir. Belki de bir ülkenin kaderini merak etmeyen insanlarda benzer durumdadır. Yukarıda anlattığım kişilerin sınavda “Sevr antlaşması veya Lozan antlaşmasının maddelerini anlatınız.” sorusunu boş bırakanlar olduğunu tahmin ediyorum.
En iyisi makalede yerim kısıtlı olduğundan her iki anlaşmanın maddelerini Google amiceye bakınız sonra kaldığınız yerden devam edersiniz. Her iki anlaşmada sizin fikriniz daha önemli, hem sizi siyasi bakımdan yönlendirmemiş olurum.
“Terörsüz Türkiye” hareketinin en önemli parçalarından biri olan İkinci Çözüm Süreci, Türk siyasetinin en çok tartışılan odak noktası konumunda. Yapılması planlanan “demokratik açılım“, özellikle ikincisinin içeriğinin tam olarak bilinmemesi nedeniyle oldukça temkinli yaklaşılan konular.
Ünlü siyaset bilimci Niccolo Machiavelli (Makyavel), Prens adlı eserinde güç ve iktidarda kalma kavramlarını merkezine oturttuğu Makyavelist bakış açısını dünya siyasetiyle tanıştırmıştır. Machiavelli, bir ülkeyi yönetenlerin açısından önemli olanın iktidarda kalmak ve gücü elinde tutmak olduğunu, bunu yapabilmek için de halkı ikna etmek gerektiğini söyler.
Öncelikle “barış” kavramı oldukça pozitif bir kavramdır. Eğer siz karşı çıkıyorsanız genelde negatif kişiler olarak anlaşılmaktadır. Bu açıdan oldukça zekice bir psikolojik hamledir.
Demokratik olduğunu iddia eden hükümetlerde ve toplumlarda bu tür süreçlerin oldukça şeffaf yürütülmesi ve toplumun gelişmeler konusunda aydınlatılması gerekir. Kürt sorununun çözülmesi biz Türkiye’de yaşayan halklar açısından vatandaşların ortak arzusudur. Yeter ki bu durum yeni toplumsal travmalar yaşanmadan çözülebilsin.
“Demokrasi öldüğünde: Kalıcı Lozan Barışı!” kitabının yazarı Modern tarih profesörü Hans-Lukas Kieser’ kitabını okumanızı tavsiye ederim. Ben henüz kitabın Türkçe baskısını bulamadım. Tarih hocası arkadaşımın sohbetinde dinledim. Kieser Lozan Konferansı ve Antlaşması üzerine çalışmalarıyla bilinen ve aynı zamanda 2005-2015 tarihleri arasında Basel kentindeki İsviçre-Türkiye Araştırmalar Derneği’ne başkanlık yapmış bir akademisyen.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan, 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun imzaladığı Sevr Antlaşması’nın ağır yükümlülüklerine karşılık başarıyla sonuçlanan Kurtuluş Savaşı mücadelesinden sonra gerçekleştirilen, Türkiye’nin taleplerinin çoğunu karşılamayı başardığı, Cumhuriyetin en önemli zafer ve antlaşmalarından biri olarak kabul ediliyor
Sevr ve Lozan Antlaşmaları 1900’lü yılların başında gerçekleşen iki farklı sürecin sonunda ortaya çıkan antlaşmalardır. Bu antlaşmalar hem şekil hem de içerik olarak birbirlerinden farklılıklar taşımaktadırlar. Sevr Antlaşmasına götüren süreç Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Mondros Mütarekesidir. Lozan Antlaşması da Birinci Dünya Savaşı’nın sonucu olarak ortaya çıksa da aslen Kurtuluş Savaşı’nın sonunda imzalanan Mudanya Mütarekesi’nin bir parçasıdır. Lozan antlaşması ise Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan diğer antlaşmalara göre uzun ömürlü bir antlaşma olmuştur.
İnönü vakfı yayınlarından bir alıntı yapalım. Lozan Barış Antlaşmasının imza törenini izleyen Akşam ve Milliyet gazetelerinin kurucusu gazeteci Ali Naci Karacan’ın (1896 -1955) o anlara ilişkin anısıyla yazımıza noktayı koyalım. “İsmet Paşa her zamanki vakur, ciddi duruşu ile istediğini yapmış, hakkını almış bir insan sükûnet ve soğukkanlılığıyla bekliyordu. Yüzündeki daimi aydınlık, gözlerinin her zamanki siyah ve zeki parlayışı, bugün daha çok dikkate çarpıyordu.
Saat üçü beş geçe, İsviçre hükümeti adına Konfederasyon Reisi [Başkanı] Mösyö Scheurer, reis vekili sıfatıyla Mösyö Şvarts ve Mösyö Chultess, önlerinde beyaz mantolu, elinde, içine kalem konmuş hokka taşıyan bir tören hademesi, içeri girdiler. Ayağa kalkıldı. Bu üç kişi kürsünün önüne geldiler ve oradaki üç koltuğa yerleştiler.
Reisin imzaya daveti üzerine, konferans genel sekreteri Mösyö Massigli yerinden kalkarak İsmet Paşa’ya doğru geldi, kendisini selamladı ve:
“Buyurunuz, evvela zatı devletiniz imza edeceksiniz” dedi. Türkiye devleti baş delegesi İsmet Paşa, yerinden kalktı, oradaki masaya doğru yürüdü ve masanın tam ortasına gelince durdu. Sağ elini “Jaguette a taille”ının [gündüzleri giyilen resmi giysinin] iç cebine götürerek oradan renkli bir muhafaza çıkardı, içinden bir altın kalem aldı Mustafa Kemal Paşa’nın imzalamak üzere kendisine gönderdiği tarihi kalemle, ayakta, biraz eğilerek, genel sekreter Massigli’nin önüne koyduğu antlaşmaya, imzasını attı.
“Tarihi an, işte o andı. 24 Temmuz 1923 yılı Salı günü saat tam üçü dokuz geçe, İsmet Paşa’nın attığı bu imza ile, Osmanlı İmparatorluğu tasfiye edilmiş ve yeni Türkiye devleti kurulmuş oluyordu! Aynı zamanda 9 yıllık genel Avrupa savaşı, o imzanın atıldığı anda, 24 Temmuz 1923 Salı günü saat tam üçü dokuz geçe bitiyordu.
Kaynaklar: “Kalıcı Lozan Barışı!” Prof. Hans-Lukas Kieser, “Prens” Niccolo Machiavelli, İnönü vakfı yayınları, Gazeteci İsmet Berkan genç kitap...