Pilav tabağının ortasına kaşık saplamak

Bir Tarih ve Anlam Yolculuğuna çıkalım mı? Bu yazımda 1970 yıllarında Diyarbekir “şeher Kültüründe” daha önce anı romanımda yazdığım kız İsteme ve Söz Kesme Geleneklerinden bahsedeyim.

Abone Ol

Anadolu’nun kadim kültürü, zengin gelenek ve ritüelleri ile dünya üzerinde masallara şarkılara konu olmuş eşsiz bir yere sahiptir. Bu geleneklerden biri de kız isteme ve söz kesme törenleridir. Bu törenler, ailelerin birleşmesi ve evlilik sürecinin ilk aşamasıdır.

Söz kesme, kız isteme töreninin hemen ardından ya da kısa bir süre sonra yapılan ve çiftin nişanlandığını resmileştiren bir ritüeldir. Bu törende çiftin birbirine verdiği sözler ile evlilik yolunda atılan ilk resmi adım atılmış olur. Genellikle, çiftin aileleri ve yakın dostlarının katıldığı bu törende, çiftin parmaklarına yüzükler takılır ve bu yüzükler kırmızı bir kurdele ile birbirine bağlanır. Kurdele, kız ve erkeğin ortak bir geleceğe adım attığını simgeler ve törenin sonunda aile büyüklerinden biri tarafından kesilir. Genelde Diyarbekir yerlilerinde Kurdelenin bele bağlanması kızın evinden şerefiyle uğurlandığının işaretidir. Bazen de kurdele başa bağlanır. “Başı bağlı” deyimi Nişanlı olan genç kızlarda başa bağlanmasından türemiş bir deyimdir.

Mezopotamya kültüründe Kız isteme ve söz kesme törenlerinin kökenleri, Binlerce yıl öncesine dayanan bu gelenekler, zamanla Anadolu'da da önemli bir yer edinmiş ve günümüze kadar süre gelmiştir.

Evin büyük oğlu Artin annesinden pilav yapmasını istedi, kurulan sofrada Kerejdağ’da baş Madrabazda yetişen dumanı üstünde tutan pirinç pilavı tabağının tam ortasına kaşığı saplayıp; ‘’Babam gelince ahşam ele yiyerem’’ dedi. Annesi yüzyıllardır süren Diyarbekir geleneklerinden onun evlenmek istedigini anlamıştı. Artin’in Annesi Rihan Hanım hamamda gördüğü Şakeyi beğenmiş, oğluna göstermek için evlerine davet etmişti. İrma ile Şakeyi Erebşêyh’teki evlerine davet edip bir kanaviçe örneğini isteyince Artin sivikten (toprak dam) kenarından egilip havuşta divanda oturan Şake’nin mavi gözlerine birkaç dakikalık bakışmayla meftun olmuş bakışları donup kalmıştı. Şake de bir an utanıp başını çevirse de kara kaşlı, esmer, selvi boylu delikanlının hayali rüyalarından gitmeyince, ateş bacayı sarmiş. Doğanın kuralları işlemeye başlamıştı. Artin ucu yanık bir mektup bile göndermişti. Şake ise cevap yazmamış ama gönlü olduğunu da belli etmek için al yazmasını göndermişti. Birbirlerini görüp beğenen iki genç aile büyüklerine utanarak da olsa; ‘’Allahvekil başkasi olmaz, onla evlenmag istiyem” diye söylemişlerdi. Yalnızca bir yastıkta değil, Gazi Köşk’ün de Hevselde, Ayşefçiler Pazarında kocamalarının vakti gelmişti.

Artık Rihan hanım’ın akrabalarını alıp kümü külfet (Bütün sülale) hep birlikte nikah masasının ilk aşaması olan önce şahre gecesine sonrada görücüye gitmeleri farz olmuştu. Diyarbekir delikanlılarının eş seçmesi o günlerde biraz zordu. Paşa Hamamı’ndan çıkan yanakları al al olmuş kızların içinden en güzelini keşfe çıkmak için çok vakit harcamak zorundaydılar. Müstakbel adayını Kahvenin önünde oturanlara çaktırmadan, konu komşuyu rahatsız etmeden usulünce takip etmek, evin yerini tespit edip, büyüklerine haber vermek bazen aylarca sürebiliyordu. Diyarbekir’de ilk evlilik kararları zaten ya bir kapı aralığından gizlice bir bakışmayla bazen de Melikahmet Hamamı’nın çıkışında olurdu. Yoğun hamam buharından sıcaktan yüzleri al al olmuş, saç zülüfleri gümüşlerle süslenmiş mahcup bir şekilde gelip geçen gelin adaylarının yol güzergâhları çok stratejik! bir konumdu. Kahvelerde bekleşen gözleri fıldır fıldır dönen delikanlıların, sürmeli, kiraz yanaklı kızlarla göz göze gelmesi, ya da Aşefçiler pazarı yolunda uzun takipler evliliğin ilk adımlarıydı. Evlenmek isteyen delikanlılar manisi hazırdı.

Bu küçe uzun küçe,

Küçeye serdim keçe.

Acep O gün ola mı?

Yar gelip buradan geçe.

Komşu olanlar da birbirine bitişik olan damlarda, gelinlik kızlar çamaşır sererken baş göz edilirdi. Zaten bu iş için gönüllü çöpçatan teyzelerin her semtte bulunurdu. Evlenmek isteyen damat adayını kendi damına çıkaran Sarıpişo’nun annesi Remziye Hanım kulağa söylenen sihirli cümleyle yine yeni bir iş! bağlanıyordu; ‘’Görisen Ayşo’yi endamını, boyunu, beli öyle ince ki sanki kopi (kopuyor) Çirtik Zelo gibi Şişko patatada degil, kaş göz desen fındık gibi, ağzından da sanki Zerde tatlisi damli..Ha bu kalabalık evde tek kızdır. Vallah avrattır altı kardaşi var evi o kaldıri, o koyi, bag önce beyazlari sonra renklileri boy sırasına göre dizmiş. Adeta çamaşırları çeyiz serer gibi düzgün seri.’’ gibi övgü cümleleriyle başlar, havuşta (avluda) kurulan dügün sofrasında, ‘’toyuz (dügün) mubarek olsun’’ cümlesiyle biterdi.

Evde yaşayanların tercihine göre Bazen o ev Süryani’yse bir Papaz onun adıda mutlaka Keşe Ebune Aziz olur. Ermeni’yse onun adı da Der Giragos Tokatlıyan olur, haç çıkartılır, nikah kıyılır, Kilisedeki tören ile biterdi. Eğer evden sabah ezanında Kuran-ı Kerimden Cüz sesleri yükseliyorsa kapısında da Hacı kapısı olduğuna dair bir levha varsa, Hoca çağrılır, kız dayısına veya amcasına sözlü vekâlet verirdi. Damat la birlikte kızın ailesinden birisi iki erkek ya Melle Sait yada Haci Teyfik’in karşısına çıkar

‘’Elhamdü lillâhi rabbil-âlemîne vas-salâtü ves-selâmü ‘alâ Rasûlinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve ashâbihî ecme’în. Ve ne’ûzü billâhi min şurûri enfüsinâ ve min seyyiâti a’mâlinâ.’’ Duası okunur. (Allah’a hamd olsun. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e, âl ve ashabına salât ve selâm olsun. Nefsimizin kötülüklerinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız) İslam dininde evlilik öncesinde anlaşarak boşanma ihtimaline karşılık kadına verilen maddi güvencesi olan Mehir verilir. Bu mal veya para, erkeğin üzerine bir borç olarak kaydedilir nikâh tamamlanırdı.

Kız istenmeden önce kız ile oğlanın görüşmeleri ve konuşmaları mümkün değildi. Bu yalnız Müslümanlara ait bir gelenek değildi, Hıristiyan ailelerininde vazgeçilmez kuralıydı. Daha doğrusu Diyarbekirde yaşayan tüm etnik kökenli insanların uyduğu bir gelenekti. Bir tarihte Süryani Sare hanım Gazi köşkünde agaca ipleri gerip, salıncakta sallanırken nişanlısı İshak onu sallayınca kıyamet kopmuştu. Kadınlar ‘’Ma bir hafta dügünü bekleyemediler, Ele gülüler ki sesleri on gözleri köprüden duyulidi’’ Keşe Aziz Pazar ayininde isim vermeden ‘’Nikâh kıyılmadan etrafta gülüp oynaşanlar, cemaatimizce hoş karşılamaz. Ailelerinizin yanında daima edebinizle oturun ki, ileride sizin çocuklarda örnek alsın demişti. Keşe Ebune Aziz fazla değil yarım yüzyıl sonra insanların bir tıkla bilgisayarda tanışacağından, iki tıkla neler yaşanacağından habersizdi. Biraz uzaktan da olsa sözlü gençler damdan dama birbirlerini görmelerine göz yumulması yazılı olmasa da bilinen bir kuraldı. ‘’Görisiz ha bu Anjel ile Garo daha sözlüler damdan inmiler ‘’ dedikoduları olsa bile, itiraz edenler Allahtan korkanlar da vardı. ‘’Vii bacım onlar gâvur da olsa niye gıybet (dedikodu) edisen. Ben şahadam (şahidim) kızın anası Siranuş birez uzahta damda yün çırpıdi. Gözlerini de onlardan ayırmidi’’

İrmanın evinde telaşlı bir gün yaşanıyordu.“Şahre (Şehriye ) gecesine” Artin’in ailesi geliyordu. Ta uzak yoldan bir kısmının Çukur mehle, Erebşêyh’ten bir kısmı da Arbedaş’dan iki kişinin de Êlîpar’dan, (Alipar) İrmanın evine Alipaşa Mehlesine şahre gecesine gelmeleri aslında hayra alametti. Niyetleri şahre keserken, Şake’nin endamını da kesmekti. Gelenlerin bir kısmı tuvaletlerinin temiz olup olmadığı kontrol etti. Bir kısmı da sedirlerin altında tıkıştırılmış eşya olup, olmadıgını, Etrafdaki tozların halının altına süpürülmedigini teyit ettiler.

Artin görümü (görümcesi) olacak kuşkucu Rakel’de bir ara mutfağa gidip oranın döşürüklü (düzenli) olup olmadığını da baktı. Rakel hiç affedilmeyecek! bir kusur bulmuştu. Kendi kendine söylendi; ‘’insan heç tunç havan elini nereye koyacağını bilmez mi. Havan Erdebil köşkünde havaneli on gözli köprü de, bah içine koymamış‘’ Görümceliğin kanununun yeni gelini takip etmekle eş anlamlı olduğunu bilerek; ‘’ Hele bizim evimize gelin gelsin. Abem Artin’le cicim ayları geçsin. Ona bu işleri ögretirem havanelini ona üç defa öptürürem, avrat olur, her zaman düzgün koyar.’’ dedi.

İrma İlkokul Müfettişi ayarındaki denetimleri kendisine görücü gelirken yaşadığından tecrübeliydi. Komşusu Zaza Sakine Hanım ’’feriştah (İran şahı) olsanız tek başıza bitiremezsiz’’ demiş. İrma’nın Arkadaşı Remziye Hanım’ın yardım etmesi ile Şake’inin (Hıllığıni ) pestilini çıkarmışlardı. İki günde evi hep beraber pir-ü pak (tertemiz ) etmişlerdi. Bedros da Dörtyol’da Onur Palas otelinin altında ki Atlas şekerlemeden şahre kesilirken ikram edilecek kırmızı, bordo, beyaz renk renk susamlı akide şekerlerini aldı. Artık törenin tedariki yapılmıştı. Şahre öncesi herkesin elini yıkaması gerekiyordu. Misafirlerin ta aşağı kata inip avludaki musluktan ellerini yıkamaları saygısızlık olurdu. Şake misafir odasında elinde gümüş ibrikle bekliyordu. Bu tören el yıkamaktan öte bir şahre kesme töreninin başlangıcıydı. El yıkamayanların şahreyi adim edeceklerini (kirleteceklerin) önlemi alınıyordu. Şake Telkari ustası Süryani Emsih’in, bir sanat eseri güzelliğinde olan binlerce yıllık Süryani desenlerini işlediği Gümüş ibrikle’’ Benim elime kimse su dökemez’’ diye böbürlenen Artin Annesi Rihan Hanım’ın eline su döküyordu. Rihan hanım da çaktırmadan gelinlik kızı alıcı bakışlarla oğluna layık olup olamayacağına karar vermek için süzüyordu. Şake’de aşırı kibar davranarak ilk imtihandan geçti. Şake gümüş ibrikle, gümüş leğeni alıp uzaklaştı.

Şake, Rihan Hanımın Şahre kesilen yüksek olan tavanında yirmi üç meşe direk bulunan, güve gelmemesi için üstüne katran sürülen, tahtayla örtülen üst kısmı toprakla kapatılan beyaz badanalı misafir odasına gittigini düşünürken yanılıyordu. Rihan Hanım onu gizlice takip edip pis su dolu gümüş leğenin tembellikten pacadan küçeye (pencereden sokağa) dökülmeyip. Ta aşağıya kadar mutfakta Belloa’ya (pis su gideri) oluğuna döküldüğünü görünce Şake’nin gerçekten çalışkan olduğuna karar verdi. Şake aniden dönüp Rihan Hanımı karşısın da görünce şaşırdı. Rihan hanım alelacele beyaz bir yalan söylemek zorunda kaldı. ‘’Hele ölmiş baban her’ine (Hayırına ) bi tas su verisen.’’ Şake bu esrarengiz takibi anlamasına rağmen yine kibardı. ‘’Niye buraya keder zehmet ettiz. Ben size getirirdim dedi. Şake Hacı Sabiha Hanım’ın Mekke-i mükerremeden getirip onlara hediye ettiği Arapça dualarla işlemeli, dışı sarı içi kalaylı Hac tasına su doldurdu. Rihan hanım suyu içtikten sonra gülümseyerek; ‘’Allah kızımı bahtını açık ede, su gibi Aziz olasan’’ diye teşekkür edip Nahit taşlardan yukarıya çıkarken görümce adayı Rakel’le ayni fikirdeydi. Kendi kendine söylenirken Diyarbekir’de kaynana olanlarla aynı sözleri tekrar etmiş oldu. Ufak tefek kusurları olsa da hele oğlumla gezsinler tozsunlar heveslerini alsınlar, cicim ayları geçsin, ben onu mum gibi ederim diye düşünüyordu. Ana kraliçe olarak hevesini çıkarmayı, görümce adayı kızı Rakel’le bir olup, kaynanaların acımasız dişlerini daha sonra göstermeye karar verdi.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">