Adana’daki ilk çekim gününün akşamı yaşanan Yumurtalık Olayı sonrasında Güney tutuklu yargılandı. Film yarıda kalmayacaktı. Yönetmenliği Şerif Gören üstlendi. “Endişe” filmindeki Cevher’i canlandırmak Erkan Yücel’e verildi.
Kamera arkası notlarından anlaşıldığı üzere, Güney’e Erkan Yücel ismini öneren, filmin reji asistanlarından olan daha sonradan sette senaryo yazımını da üstlenen Ali Özgentürk ‘olduğu biliniyor. Güney’in bu teklifi kabul etmesinin ve kendisinin yerine Erkan Yücel’in oynaması yönündeki isteğini kamuoyuyla paylaşmasının ardındaki temel sebebi tahmin etmek zor değil. Yılmaz Güney’i Cevher olarak gördüğümüz tek sahne. Yine bir kamyonetin arkasında kadraja girer. Belki Yumurtalık’ta yaşanan olay gerçekleşmese, bir sonraki çekim günü Erkan Yücel repliği “Ya ben ölsem, mahpusa girsem...”cümlesini Yılmaz Güney söyleyecekti.
Endişe’nin başlarında, filmin ana karakteri Cevher’i bir kamyonetin arkasında otururken görürüz. Kan davalılarının çocuklarına zarar vermesinden korkmaktadır Cevher ”Ya ben ölsem, mahpusa girsem, kim bakar onlara?” diye sorar sendikalı arkadaşına.
Erkan Yücel’i bir kez gördüm. Babamla gittiğim Ankara Sanat Tiyatrosunda Maksim Gorki’nin “Ana” oyununda izledim. Hayatımda izlediğim ilk tiyatro oyunu olması nedeniyle anılarımdan hiç çıkmadı.
Adına “Işıyarak Yok Olan Aktör Erkan Yücel” bir belgesel yapılan ve Endişe filmindeki rolüyle kazandığı altın portakal ödülünü toprak işçilerinin hayatını canlandıran bir filmle almış olduğunu ve asıl ödülü toprak işçilerinin hak ettiğini söyleyerek dönemin Toprak-İş sendikası yönetimine vermiştir. Ödüle 12 Eylül1980 darbesinde sendikanın kapatılması sırasında el konulmuş ve ödül bu süreçte kaybolmuştur.
Erkan Yücel 9 Eylül 1985 günü Canan Gerede tarafından yönetilen, Garcia Lorca'nın yazdığı "Kanlı Düğün" den uyarlanan "Sevda" isimli filminin setine gidiyordu. Kendi deyimiyle yaşamı boyunca edindiği tek lüksü Murat 124 marka bir araba ile İzmir Kuşadası yolunda takla atar, filmin başoyuncusu Erkan Yücel ne yazık ki 41yaşında iken bu kazada yaşamını yitirir.
Erkan yücel siyasal duruşundan dolayı dışlanmaktan, baskılardan, acılardan payına düşeni bolca alan sanatçılardandır. Tiyatro oyunları, filmleri yasaklandı. Hiç bir koşul altında teslim olmayıp yılgınlığa düşmeden doğruları ışığında yoluna devam etti. Film çekimine gitmeden önce yapılan Tiyatro 74” Dergisindeki son röportajında “nedense oynadığım her filmin başına bir şeyler geldiğinden izleme olanağı olmuyor. Endişe, Bereketli topraklar üzerinde., Hakkâri’de bir Mevsim filmlerim yasaklandı, Yorgun Savaşçı adlı TV filmi yakıldı, bakalım çekimine başlanacak ‘kanlı düğün ’ün başına neler gelecek” demişti
Halkını öğretmen bilen Erkan Yücel, halkıyla kader birliği yapmıştır. Maraş Pazarcık köylülerinin toprak mücadelesini “yerli turist” gibi izlememiş, köylülerinin mücadelesini kendi mücadelesiyle birleştirmiştir. “Toprak” oyunu, köylünün toprak mücadelesini anlatır. 1976 Çaldıran ilçesinde olan Van depremi sonrası arkadaşlarıyla Van’a giderek, gönderilen yardımların nasıl yağmalandığını görmüştür. “Deprem ve Zulüm” oyunu bu yağmalamayı anlatır.
Erkan Yücel’in 1974 yılında Tiyatro 74” Dergisine verdiği röportajdan bir alıntı yapalım;
Halkımızın geçmişte yarattığı sanat biçimlerine ve muhtevasına da bu ilkenin ışığında bakarız. Eğer, halkımızın geçmişte yarattığı biçimler, muhtevamıza uygunsa ve sanat ifade gücü varsa kullanırız. Ama meseleye eleştirici bir gözle bakmayıp körü körüne eski biçimleri kullanmaya kalkmayız.
Geçmişin mirasında tarihi olarak gerici olanla demokratik olanı, yani zulme ve sömürüye karşı olanı ayırt edeceğiz. Pir Sultan’ın duruşunu özünü yaşatacağız, Baki’nin gerici özüne karşı mücadele edeceğiz.
Ne geçmişi tamamen kopya edip gerici ve popülist bir anlayışa kapılacağız, ne de geçmişi tamamen inkâr edip nihilist olacağız. İşte halkımızın geçmişte yarattığı sanatına da bu şekilde bakacağız. Seyirlik köy oyunları, meddah ve orta oyunlarındaki seyirci ile bağ kurma imkânlarını sağlayan biçimlerden yararlanacağız.
Feodal ve burjuva sanatçıları, bir eserin altına imza attıkları zaman bu imzayı özel mülkiyetlerinin bir belgesi olarak kullanıyorlar. Kitlelerin ve hatta kişilerin eleştirilerinden yararlanmayı reddediyorlar. Bizler, emekçi kitlelerin fikir ve eleştirilerinden yararlanmalıyız. Mesele yalnız başına bir “atölye” çalışması olarak ele alınmamalıdır. Kolektif çalışma, kitlelerin eleştiri ve fikirleri ile tamamlanır. Kitlelerin eleştirisine kapalı, onların fikirlerinden yararlanmayan bir kolektif çalışma yeterli değildir.
Yurdumuzda yalnız tiyatro sanatında değil, bütün sanat ve edebiyat dallarında yoğun bir yozluk var. Emperyalizmin seks ve gangster kültürü büyük tahribatlar yapıyor. 1973 yılının “Tiyatro 73”ün tiyatro rehberine baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz. İşte birkaçı: “Yedi Kocalı Bakire”, “Rastıklı Raziye”, “Karımla Olmuyor”, “Ateşli Aşıkların Sonuncusu”, “Haydi Bastır”.
Erkan Yücel, “Belirli bir kentte yerleşik tiyatro yapmak mı, sürekli gezginci tiyatro yapmak mı daha yararlıdır?” sorusuna yanıtı şöyle;
Biz her zaman geniş işçi köylü yığınlarına hitap edeceğimizi söylüyoruz. Bu bakımdan işçilerden, köylülerden uzak semtlerde oynamak elbette ki bir takım maddi imkânsızlıklar doğuruyor. Bizler, esas olarak, işçi semtlerinde, köylerde temsiller vermeliyiz. Bunun için gerekli olan çalışmalara bir an önce girişmeliyiz. Ancak şehirlerdeki imkânlarında tepilmemesi gerekir.
Erkan Yücel usulca aramızdan geçip gitmemiştir. Gök kubbenin altında yaşadığını varlığına şahitlik eden herkese haykırarak bir mesaj vermiştir.
1975'te San Remo film Şenliği’nde en iyi erkek oyuncu Ödülü’nü alarak uluslararası alanda ödül alan sanatçıdır. Ankara meydan Sahnesi’nde başladığı tiyatro yaşamında birçok tiyatronun kurulusuna öncülük etmistir.1970'li yıllarda keskinleşen ideolojik farklılaşmalardan dolayı AST Ankara sanat Tiyatrosu’ndan ayrılıp “halk oyuncularını” kurar.
Traktör römorklarında köylere tiyatro sahnesi taşır. Anadolu köylülerinin ayağına tiyatroyu götürür. Samimi tarzı ve yeteneğiyle köylülerin gönlünü fetheder. Oyun sergilediği köylere gidenler ''erkan yücel şimdi geçti buradan'' gibi cümleler duyarlar.
12 eylül 1980 darbesinde baskılarla karşılaşır. İzmir turnesinde sıkıyönetim komutanlığı oyunu serbest bırakır, ama Erkan Yücel’in sahneye çıkmasını yasaklar. 12 Eylül’den sonra da pasaport verilmeyip, yurtdışına çıkışı yasaklanır. Yazar Doğu Yücel’in babasıdır.
Ferit Edgu'nun senaryosunu yazdığı Hakkâri’de bir mevsim adlı filmdeki rolü için yorumu şöyle; "benim tanıdığım Halit’i, benim yazdığımdan çok daha iyi, çok daha insancıl boyutuyla yansıtan oyuncu" dediği unutulmaz aktörü saygıyla anıyorum.
Vaktiniz olursa Endişe, Bereketli Topraklar Üzerinde, Hakkâri'de Bir Mevsim filmlerini izleyiniz."
Yazıma noktayı “Hakkâri'de Bir Mevsim” filmde tayini çıkan öğretmen rolünü oynayan Genco Erkal’ın unutulmaz repliği ile bitirelim.
" Bütün öğrettiklerimi unutun. Dünya dönüyor, evet, ama belki de burada, bu dağ başında dönmemesini bilmek daha doğrudur. Size Hayat Bilgisi dersleri verdim sevgili çocuklar, ama hayatın gerçek bilgisini, siz, kendiniz, burada iki sınır arasında, bu dağ başındaki köyünüzden uzak kentlere gittiğinizde, askerliğinizde, mahpusluğunuzdan öğreneceksiniz. Unutmayın ki, kitaplarda yazılanlar, okullarda öğretilenler her zaman doğru değildir.
Benim için doğru olan sizin için gerekli değildir. Ben başka bir yerlerden geliyorum ve karların erimesiyle de gidiyorum işte. Burada yaşayacak olan sizlersiniz. Sizler, karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz…”
Kaynakça: milliyet sanat, (1 Eylül 1986, 151. sayı)
Tiyatro 74” Dergisi, Sayı 21, Şubat 1974.