Kaldırımda insan, direksiyonda canavar

Avrupa’nın herhangi bir kentinde, bir yayanın ayağı kaldırımdan caddeye adımını attığı an akan trafik bıçak gibi kesilir.

Abone Ol


Sürücüler için o beyaz çizgiler, adeta geçilemez birer kırmızı çizgidir.

Bizde ise durum ne yazık ki tam tersi, akıllara zarar bir refleksle işliyor.

Yaya geçidinde karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir insanı gören sürücülerimizin çoğu, yavaşlamak veya durmak yerine nedense gaza basıyor, hızını artırıyor.

Yaya çizgileri, yayayı koruyan emniyetli alanlar olmak yerine, adeta birer ''ölüm tuzağına'' dönüşmüş durumda.

Kaldırımda yürürken gayet kibar, naif, komşusuna selam veren insanımız; direksiyon başına geçip emniyet kemerini bağladığı an adeta bir zırhlı araç savaşçısına dönüşüyor.

Karşıdaki yayanın sizin anneniz, çocuğunuz veya eşiniz olabileceğini düşünmek bu kadar mı zor?

O gaza bastığınızda kazanacağınız topu topu 10 saniye, bir insanın koca bir ömrünü çalmaya değer mi?

Aramızdaki bu devasa fark, sadece bir trafik kuralı ihlali değil; derin bir saygı, empati ve ne yazık ki medeniyet bilinci sorunudur.

''Bize bir şey olmaz'' mantığının, ''yol benim, hak benim'' bencilliğinin faturasını her yıl yüzlerce canımızla, binlerce yaralımızla ödüyoruz.

Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı’nın resmi verilerine göre, Türkiye'de her yıl meydana gelen ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının çok ciddi bir kısmı yaya çarpması şeklinde gerçekleşiyor.

Türkiye genelinde her yıl yaya geçitlerinde ve caddelerde binlerce yaya kusursuz olduğu halde, sadece sürücülerin hız sınırlarına uymaması ve yaya önceliğini hiçe sayması nedeniyle can veriyor ya da engelli kalıyor.

Avrupa’da yayaya çarpma sonucu ölüm oranları tek haneli rakamlara indirgenmişken, bizde yaya geçitlerinin adeta birer cephe hattına dönüşmesi hepimizin şapkasını önüne koyup düşünmesini gerektiriyor.

Yasal Olarak Hak Kimin?

Buradan direksiyon başındaki her sürücüye açık ve net bir eğitici bilgi hatırlatması yapmak şart: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 74. maddesinde yapılan değişiklikle ''Yaya Öncelikli Trafik'' yasası yürürlüğe girdi.

Yasa der ki:

Sürücüler; görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, buradan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadır.

Yani yaya geçidinde durmak, sürücünün inisiyatifine veya o anki ''lütfuna'' bırakılmış bir rica değildir; uymakla mükellef olduğu yasal bir zorunluluktur.

Aksini yapanlar sadece ağır para cezalarıyla karşılaşmakla kalmıyor, bir insanın yaşama hakkını elinden alarak potansiyel bir katile dönüşüyor.

Güç Sembolü Değil, Ulaşım Aracı

Arabayı bir ulaşım aracı olarak değil de bir güç ve statü sembolü olarak gördüğümüz sürece bu kazaların önüne geçemeyiz.

Yaya geçitlerini ölüm geçidi olmaktan kurtarmak sadece cezaların artırılmasıyla değil, direksiyon başındaki zihniyetin değişmesiyle mümkündür.

Unutmayın; çağdaşlık, bindiğiniz arabanın modeliyle değil, yaya geçidindeki bir yayaya gösterdiğiniz saygıyla ölçülür.

Lütfen bir dahaki sefere o beyaz çizgileri gördüğünüzde gaza değil, frene; hırsa değil, vicdana basın!

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">