Kültür&Sanat

“Gerçek barış, yalnızca silahların susması değildir”

Sanatçı Ahmet Güneştekin, “Gerçek barış, yalnızca silahların susması değildir. Aynı zamanda düşüncenin, kimliğin, dilin, hafızanın özgürleşmesidir” dedi.

Abone Ol

Sanatçı Ahmet Güneştekin, hafıza ve barış üzerine konuşurken, “Gerçek barış, yalnızca silahların susması değildir. Aynı zamanda düşüncenin, kimliğin, dilin, hafızanın özgürleşmesidir” dedi.

“Hafıza Odası”, “Yüzleşme” ve “Yoktunuz” gibi büyük yankı uyandıran sergileri açan Sanatçı Ahmet Güneştekin, HaberLOG sitesi ile hafıza ve barış üzerine bir söyleşi yaptı. Bu coğrafyada hiçbir yaranın sessiz olmadığını, toprağın altında gömülü kemiklerden, boşaltılmış köylerin rüzgârında savrulan küle kadar her şey konuştuğunu belirterek, “Ve ben, yıllardır bu konuşmayı dinleyen bir sanatçıyım. Sanatım, bu toprakların yüzyıllardır biriktirdiği acıların görünmez kroniğidir” dedi.
Ahmet Güneştekin, bir halkın yasını başka bir halkın umuduyla yan yana koyduğunda, karanlığın içinden süzülen o ilk barış kıvılcımının görülebileceğini ifade ederek konuşmasına şöyle devam etti:

“YÜZLEŞME EKSİK KALDIĞINDA BARIŞ BİR KELİME OLUR”
“Çünkü bu ülkede tek başına bir acı yoktur; hafıza, birbirine dokunan kaderlerin gölge atlasıdır. Türkiye bir barış denemesi yaşadı. Umut verdi, nefes aldırdı, ama derinleşemedi. Çünkü yüzleşme eksik kaldığında barış bir kelime olur; bir yazgı değil. Ve bugün başka bir eşiğin kenarındayız: Silahların gölgesinde geçen on yıllar, yakılan köylerin küllerinden yükselen göç yolları, cezaevlerinin duvarlarına sinen adaletsizlik. Hepsi bir araya gelerek inkâr edilemez bir hafıza bıraktı.”

“GERÇEK BARIŞ, YALNIZCA SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİLDİR”
Güneştekin, barışın insanî yönüne de değinerek, “Benim inancım nettir: En kötü barış bile, savaşın körleştiren karanlığından daha insanidir. Ama gerçek barış yalnızca silahların susması değildir. Aynı zamanda düşüncenin, kimliğin, dilin, hafızanın özgürleşmesidir” dedi.
Kürt meselesi ve kimlik üzerinde de görüşlerini aktaran Ahmet Güneştekin, “Bugün Kürt meselesinin en temel başlıklarından biri de budur: Kimliklerin tek tipleştirilmesi; kurucu önderlerden tarihsel aktörlere, siyasi figürlerden dinî liderlere kadar pek çok ismin kutsanması, kutsallaştırılması ve bunun toplumlara zorla sevdirilmesi. Saygının gönülden çıkmadığı, sevginin zorla dayatıldığı her yerde baskı vardır; bu baskı zamanla şiddete dönüşür. Ve bu da sorunun derinlerinde yer alan kültürel ve psikolojik katmanlardan biridir” diye konuştu.

“TOPLUMUN YARISI İÇERDE, YARISI DIŞARIDA BIRAKILARAK BARIŞ OLMAZ”
Bir toplumun yarısı dışarıda, yarısı içeride bırakılarak barış olmayacağını vurgulayan Güneştekin, “Kaderiyle ve kimliğiyle doğan bir halk; kendi dilinde eğitim, kendi dilinde düşünme, kendi dilinde yaşama hakkını özgürce kullanabilmelidir. Cezaevlerinde bulunan her fikirden, her inançtan, her kimlikten insan bu sürecin eşit bir parçası yapılmadıkça barış yalnızca bir temenni olur, bir gelecek değil” dedi.

“SANAT YARAYI SARMAS, KÖKÜNÜ GÖRÜNÜR KILAR”
Yirmi yıldır sanatımın taşıdığı kavramlar olan hafıza, bellek, yüzleşme, sessizlik, kayıp bugün siyasetçilerin ve toplumun diline kadar yerleştiğini söyleyen Güneştekin, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu bile sanatın nasıl bir toplumsal hafıza inşa ettiğinin kanıtıdır. Çünkü sanat, barışı süslemez; barışın neden zorunlu olduğunu hatırlatır. Sanat yarayı saklamaz; yaranın kökünü görünür kılar. Benim işim de budur: Bu ülkenin yanan köylerinde, susturulmuş dillerinde, duvarlardan taşan çığlıklarında biriken hafızayı insanlığın ortak hikâyesine tercüme etmek. Eğer bugün yeni bir süreç başlıyorsa, ben yine aynı soruyu soracağım: Hakikati konuşmadan iyileşebilir miyiz? Cevabım değişmeyecek: Hayır. Ama hakikatin konuşulduğu yerde barış, tıpkı güneş gibi, mutlaka doğar.”

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">