Êzidî Kadınlar neden saçlarını mezara asar?

Bağcılar 1970 yıllardan beri aşırı göç alan 600 bin nüfuslu İstanbul'un nüfus açısından üçüncü ilçesi.

Abone Ol

İstanbul, tıbbi cihaz firmasında çalışırken on yılımı kargaşa içinde geçirdiğim bir şehir. 2000’li yıllarda Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde cihaz kurup akşam 18’de iş bitince ancak gece 22’de döndüğüm çileli yıllar. Daha da zoru var Anadolu yakasında bir hastanede kurulum varsa trafik yoğunluğundan evime varmam gece 23 bulurdu.

Bağcılar Kanserli hücre gibi nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde büyüyen çok çarpık yapılaşmanın hâkim olduğu ilçeydi. Kozmopolit bir yapısı vardı. Kürtlerin çoğunlukta olduğu ilçede memleketlerinden gelenler ufak gettolar oluşturmuştu. Mardinlilerin olduğu bir mahallede iseniz. Urfalı bulmanız zordu. Benim sokakta hanımın akrabaları nedeniyle eş kontenjanından Çoğunluk Siverekliydi. Akşam eve dönerken mahalle fırınından ince tırnaklı Siverek ekmeği almanız, yolda sizi tanıyanlara “Merhaba kekê min, ser sera ser çava” diyenlere “li ser serê min” diye karşılık verince kendinizi memlekette hissettirecek kadar farklı bir etnik kimliği olan sokata yaşadım. Mahalle bakkalından salça istediğinizde kutumu, açık mı sorardı. Açık derseniz temiz bir naylon poşete Hilvan’dan Mezopotamya güneşinde damda yapılmış salçayı koyardı. Ancak Fatih kadınlar pazarında bulacağınız Kerejdag Örgü peyniri, kenger gibi sebzeler bizim bakkalın rafındaydı.

TRT Kurdî, 1 Ocak 2009'da resmi açıklamaya göre "Türkiye'nin zenginliğini ve renklerini ekrana taşıma" amacıyla kuruldu dense de. Mahalle kültürel açıdan zengin, ekonomik açıdan fakirdi. Akşamları mahallenin hanımları memlekette olan alışkanlıklarını devam ettiriyorlardı. Sokak kenarlarına kilim serip kaçak Ruha çay eşliğinde karpuz çekirdeği çitliyorlardı. Hanımım Gülçin geç geleceğimi bildiğinden hep orada otururdu.

Pazarları genelde Arkadaşım Mıhonun (Muharrem) Bağcılar meydana yakın kasetçi dükkânında otururdum. Kasetlerin satıldığı son yıllarda yavaş yavaş CD ler taksilerin dikiz aynasında sallanmaya başlamıştı. Mıho “Biraz satış yapalım. Bakalım cahdeden kaç Halti kaç Xalo geçi sayalım. Hesen Cizrawî türküsünü Mihemed Arif Cizrawî kasetini koydu.

Ez kevok im lê lê kevoka reş im

Li ser ban û li bin banan

Ez diçêrim way li bin ban û xopanê.

(Güvercinim, siyah güvercinim

Damların üstünde ve altında

Damların ve harabelerin altında otlanıyorum.)

Dışarıya güçlü ses veren paynır iki kolon (İngilizce marka yazmak istemedim) etraftan geçen insanların ilgisini çekmeye başladı. Mıho insanlara bakarak not defterine çizik atarak bilançoyu çıkardı. “On dekkede en az girmi kişi duraksadı. Bunların beşi tükenin öğünde bekledi.” İçeriye gelenlere 4 kaset sattım” Bu kimin kasetidir diye soranlara “Abe ortaya karışık yaptım. Şakiro, Eyşe Şan, Şiwan Perver, Beytocan, Ciwan Haco, en sondaki Bingöllü Servet Kocakaya Zazaca’da söli”

Hesen Cizrawî (1917–1982) bu türküyü söylemeye başladığı bu kadar ünlü olacağını bilemezdi. Arap sanatçılar başta olmak üzere Hamza Namira bunu son örneğiydi. Kürtler sanatçılarından okuyanlardan bazıları şunlar: Mihemed Arif Cizrawî, Mamlê, Kamkaran, Hesen Zîrek, Dilşad Saîd, Şehram Nazerî, Aynur Doğan ve daha niceleri.

Celal Güzelses tarafından "Hele yar zalim yar" adıyla Türkçeleştirilen şarkıyı İzzet Altınmeşe, Zekeriya Ünlü ve olmak üzere pek çok sanatçı okudu.

Sırası gelmişken Muş merkeze bağlı Çukurbağ köyünden Delil Dilaner’in konserlerinde seslendirdiği “Dewrêşê Evdî” de Klasik Kürt müziğinin önemli eserlerindendir. Sanatçı Dewrêşê Evdî" adlı klasik dengbêj klamını farklı bir tarzda yorumlayarak milyonların gönlüne taht kurdu.

Delalê min way delal, Wez nemînim, lo lo dewêşo

Dewrêşê li dilê min sîwar bû, li derê mala bavê min peya bû

Türkünün içinde geçen “Bu saçı kesilesicenin babasının evinin kapısına indi.” Anlamını Diyarbekir Mala Min türküsüyle ünlenen Sanatçı Beytocan’a sormuştum. Onun açıklaması “Delal, Kürtçede güzel anlamına gelmektedir. Eskiden yas ya da evden habersiz kaçma gibi ailelerin aşırı utanılacak durumlarda Kürt kızlarının saçları kesilirdi. Bu bir çeşit ailenin verdiği feodal bir cezaydı,”

Görsel 2014 yılında Irak’da Şengal bölgesindeki göç sırasında Êzîdî kızlarını AFP muhabiri ünlü fotoğrafçı Erick Bonnier çekmiş. Saç stilleri çok güzel.

Saç kadınlar açısından önemli bir güzellik ayrıntısıdır. Özellikle nanê tenûrê (tandır ekmeği) pekmeze batırıp veya ekmeğin arasına örgü peyniri koyup beslenen Köylü Kürt kızları doğal gıdalardan olacak genelde gür ve sık saçlıdır. Nedense bu açıklama bende başka bir çağrışım yaptı.

BBC News Türkçeden bir alıntı yapayım. IŞİD 2014'te Irak'taki şengal bölgesinde Ezidi köylerini basıp, 6 binden fazla kadın ve çocuğu kaçırdı. Meryem onlardan biriydi. 12 yaşında kaçırıldıktan sonra 4 yıl boyunca 8 adama satıldı, tecavüze uğradı, köle olarak pazarında satıldı. Meryem kaçıp evine dönmeyi başardı ama yaşadığı travmanın etkileriyle psikolojik sorunlar yaşadı.

2014 yılında Fransız AFP muhabiri şöyle yazmıştı. Êzidî kadın, nişanlısı IŞİD’e karşı savaşırken yaşamını yitirmesi üzerine, saçının örgülerini kesip mezar taşına bağladı yasının saçının oradan düşünceye kadar süreceğini söyledi.

Peki Êzidî Kadınlar neden saçlarını keser ve mezara asar? Êzîdîlikte uzun saç bu kadar önemli bir yer tutarken, Geleneklerine göre Êzîdî kadınlar mezar taşları ucuna kestikleri örgülü saçlarını asarlar.

Êzîdî Kürtlerin mezarlıklarına gittiğinizde, mezar taşlarına asılmış örülü saç demetlerini görürsünüz. Başlangıçta şaşkınlıkla karşılayıp, pek anlam veremediğiniz bu durum, aslında Kürtlerde çok köklü bir yas geleneğidir. Yine aynı şekilde kadınların yıllarca giydiği siyah yas elbiseleri de aynı anlamı taşır.

Bir ailede çok sevilen ya da genç yaşta daha ömrünün baharında muradına ermemiş gençler öldüklerinde, “Kadınlığımı ve güzelliğimi toprağa gömüyorum” anlamına gelen bir ritüeldir. Yas tutmanın sembolik görüntüsü olarak, kız kardeşleri ya da sevdikleri kendileri için en kıymetli olan şeyi; yani örgülü saçlarını kökten keserek, mezar taşına bağlarlar. Bu davranışla yaşamı onunla tanıdığını, onun gidişiyle de yaşam kapılarını Dünyaya kapattığı anlamına da gelen bu inanış, töre Kürtlerde aile ve sevgi bağlarının ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir.

Saçını kesip, Yas tutan kadına Kürtçede ‘’porkur’’ (saçı Kesik/kısa) denir. Kadın uzun süre yas tutar, ta ki kadının değer verdiği bir aile büyüğü gelip ‘Yeter artık yas tutma, gidenle gidilmez’ diyene kadar bu süreç devam eder.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">