Eshab-ı Kehf Diyarbakır’da  (1)

Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yaptığım (1984) dönemlerinde yayınladığım ''Vilayetin Sesi'' gazetesinde Eshab-ı Kehf konusunu yazmıştım.

Abone Ol

Son yıllarda Diyarbakır Lice İlçesinde Eshab-ı Kehf etkinlikleri yapılmaya başlandı. Önümüzdeki günlerde bu etkinlik yapılacak. Bu nedenle konuyu yeniden yazmak yararlı olur diye düşündüm ve yazıyorum.

Eshab-ı Kehf: Yedi Uyurlar veya Yedi Uyuyanlar, Kur'an'da da Kehf Süresinde geçen Ashab-ı  Kehf  (Arapça: أهل الكهف {Ehl-ül-kehf}). hem İslam'dan hem de Hıristiyanlık'ta var olan bir hikâyedir.

Geleneksel anlamda hikâyeye göre Ashab-ı Kehf denilen gençler, bugün yeri konusunda çeşitli rivayetler bulunan Efsus şehrinde yaşıyorlardı. Bunlardan altısı sarayda görevli, hükümdara yakın kimselerdi ve hükümdarın müşavere heyetindeydiler. Onun sağında ve solunda bulunurlardı. Sağındakiler Yemliha, Mekselina ve Mislina idi. 

Bunlara ''Ashab-ı yemin'' denmiştir. Hükümdarın solunda bulunanlar ise, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş'tur. Bunlara da ''Ashab-ı yesar'' denmiştir.

Hükümdarın Roma imparatorlarından Diocletian (284 - 305) (Gaius Aurelius Valerius Diocletianus) olduğu, ya da Domitianus (271-272) veya Decius (249-251) olduğu düşünülmektedir. 

Kesin olan şey imparatorun putperest olduğudur. Putperestliği kabul etmeyen az sayıdaki insanları yakalatıp öldürtmüştü. 

Hükümdar bir ihbar üzerine saraydaki putperest olmayan gençlerin durumlarını öğrendi. Onları çağırıp tehdit etti, onlar inançlarından ayrılmak istemediler, aksine Dokyanus’u inançlarına davet ettiler.

Hükümdar onların eski günlerine dönmeleri için zaman tanıdı. Gençlerde inançlarını korumak için şehre yakın bir dağ yönüne gittiler. Yolda giderken Kefeştetayyuş ismindeki bir çoban onların inancına katıldı ve yedincileri oldu. 

Çobanın köpeği Kıtmir de onlara katılıp, arkalarından takip etti. Dağa yaklaştıklarında çobanın gösterdiği bir mağaraya girdiler. Mağarada dua ederek merhamet dilediler. (İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'daki Kehf suresinin 10. ayetinde bu kişilerin duaları belirtilir.)

Diğer bir deyimle Ashab-ı Kehf, Yahudiler’in “genç yigitler” dedikleri kişilerdir. Bunlara; “mağara arkadaşları”, “yedi uyurlar” ismi de verilmektedir.

Kehf Sûresinin onuncu âyetinden yirmi yedinci âyetin sonuna kadar Ashâb-ı Kehf’den bahsedilmektedir.

Ibn İshak’ın naklettiğine göre, Ashâb-ı Kehf, isa aleyhisselâm’ın dini üzere amel eden birkaç genç olup, bunlar kendilerini putlara taptırmak veya öldürmek için takip eden Roma toplumu ve bölge valisine karşı mücâdele ve dinlerini korumak üzere dağa çıkmış, mağaraya gizlenmişlerdi. 

Cenâbı Hak onları düşmanlarından korumak ve öldükten sonra dirilmeye ibret ve işaret kılmak için üçyüzdokuz yıl mağarada uyuttu. Uyandıkları zaman birkaç saat uyuduklarını sandılar. 

içlerinden birisi, bir şeyler almak için kasabaya inince bir kaç asır önceki gümüş para, olayın anlaşılmasına yol açtı. Böylece topluma, öldükten sonra dirilmenin uygulaması gösterilmiştir (9-22).

Yoksa sen Ashab-ı Kehf`i ve Rakim`i şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?` (Kehf suresi, Ayet 9) Onlar Rablerine iman etmiş ve Allah`ın da hidayetlerini artırdığı gençlerdi. Bunun gereğini imanlarını zalim hükümdar karşısında haykırarak yerine getirdiler.

Allah da onları zalimlerin elinden kurtararak kıyamete kadar anılacak bir mucize yaptı. 300 yılı aşkın süre ile bir mağarada uyuyan bu mü`min gençler, uyandıklarında biri kendilerine, diğeri de ait olmadıkları bu zamanda yaşayan 8. kuşak torunları düzeyindeki bu insanlara olmak üzere, iki büyük dersle karşı karşıya olduklarını fark edeceklerdi… 

Bu büyük mucizeyi, Kur`an-ı Kerim`de anlatıldığı şekli, tüm dramatik öğeler.Diğer bir deyişle Ashab-ı Khef.  

Kahf Süresi şöyle der:

''Karanlığa taş atar gibi, 'Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir.' derler, yâhut, 'Beştir, altıncıları köpekleridir.' derler, yâhut: 'Yedidir, sekizincileri köpekleridir' derler. De ki: 'Onların sayısını en iyi bilen Rabbim’dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez.'

Bunun için ey Muhammed! Onlar hakkında, bu kısaca anlatılanların dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma. (Kehf Sûresi 22. Âyet Meâli)''

Ashab-ı Kehf… Yüzyıllar sürecek uyku hali ve günümüze dek unutulmayan bir hikâye. İman ettiklerine olan bağlılığın sonrasında dönemin hükümdarına karşı geri adım atmayan yedi insan… Uyku halinde geçen 309 yıl ve sonrasında 309 yılı bir gün olarak tahayyül eden idrak. 

Mükemmeliyetin şahikasında sembol yedi isim: Yemliha, Mekselina, Mernuş, Debernuş, Misilina, Keşeftetayus, Sezernuş,… 

Bu isimleri yalnız bırakmayan Kıtmîr. Prens olma hayallerini, komutanlık hayallerini sadece inançları gereği reddeden 6 gencin, Dakyanos’a karşı direnmesiyle meydana gelen ölümsüz, unutulmaz mucize… 

Kaynaklarda isimlerin sayısı hakkında kesinlik olmasa bile beş diyen var, altı diyen var, sayıyı yediye tamamlayan bulunmakta. Bu isimleri taşıyanlarla görüşmek mümkündü, yıllar öncesi... 

Halen Yemliha, Sezernuş, Debernuş ismini taşıyan vardır, bildiğimiz kadarıyla. Halen bu isimlere saygıyı elden bırakmayan dünüyle bu gün arasında köprü kuran anlayış hâkim. 

Roma döneminin seçkin isimlerinden altı genç, aynı biçimde efendisinin zulmünden bıkan çoban ve köpeği… 

Bu gençlerin ilahlık taslayan hükümdara karşı çıkışları sonrası esarete geçiş yılları. Kendileri “İlahsın” dese hürriyete açılan kapılar olacak. 

Onlar biliyor ki hürriyete açıldığı söylenen bu kapı, kapılar esaretin kapısıdır. Aslında Nemrut ve onunla gelişen olayların bir başka biçimi gibidir Dakyanos ile Ashab-ı Kehf ehli arasında gelişenler. 

Gücün karşısında haklı olan güçsüzlerin karşı koyamaması ve sonrasında kaçış… 

Tarih boyunca zalimin zulmundan kaçışlar olmuştur. Buna “Hicret” denilmiş İslam Tarihi’nde… Kimi zaman sarp dağlara sığınılmıştır; Hira’da olduğu gibi. 

Bazen her dağın hikâyesi anlatılır, kendisine sığınanlarla birlikte…. Bazen de dağlar  insanları alıp götürür; Sarıkamış’ta olan Allahuekber Dağları misali…

Anlatacağımız Ashab-ı Kehf’in hikâyesidir, yüzlerce yıl sonra. Elbette bunu bilenler bilir. Biz, olayları başlangıç noktası itibariyle değil Diyarbakır’da olan mekân ve bu mekânın Diyarbakır’a ait olma hususuna açıklık getireceğiz. 

Bu araştırma yazımızda konu kaynağımızın esasını Kur’an-ı Kerim’den Kehf Sûresi ve diğer yazılı kaynaklar oluşturmaktadır. Anadolu’nun diğer yerlerinde bulunduğu söylenilen beş mekânı yerinde görerek inceleyen kaynakların kanaatine göre Kur’an daki ifadenin daha çok Lice’deki yeri gösterdiğine işaret ediyor. 

Osmanlı Salnâmeleri’nde Lice’nin Derkâm (Deyr-i Rakiym) Köyü’nde Ashab-ı Kehf’in bulunduğu sürekli vurgulanmıştır. 

Bu mağarada tek bir kitabe, üç taş blok üzerinde yer almaktadır. Ashab-ı Kehf Dağı olarak bilinen bölgede sarp bir yerde bulunan mağara, “Ashab-ı Kehf Mağarası” olarak bilinir. Bu mağaranın beraberinde başka bir mağara daha bulunmaktadır.

Devam edecek. Bu alanda bir mağara daha var.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">