Haber / Eyüp Kaçar

Diyarbakırlı tanınmış şairin ölmeden önce itiraf ettiği hazin aşk öyküsünü biliyormusunuz?

Diyarbakır'da 4 Ekim 1910'da dünyaya gelen ve 13 Ekim 1956'da Avusturya'nın başkenti Viyana'da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Cahit Sıtkın Tarancı, daha çok ''Yaş otuzbeş'', ''Memleket İsterim'' ve ''Haydi Abbas'' şiirleriyle tanınır. 

Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirleri 270'den fazla olsa da bilinen on tane eseri bulunmaktadır. Bu eserler arasında ise bir tanesi var ki, yıllarca içinde sakladığı aşkı anlatır. O şiir de ''Beşiktaşlı Sevgili'' şiiriydi.

BEŞİKTAŞLI SEVGİSİ

''Bu meltemli geceler/ Su sesi, ay ışığı/ Uzayan türküleri/ Cırcır böceklerinin, Bu cümbüş, bu muhabbet/Bu tatlı uykusuzluk/Hep senin şerefine/Esmer güzeli yârim…'' dizelerinin yer aldığı şiir, şairin yıllarca içinde bir sır gibi sakladığı aşkı anlatyıyordu. 

Cahit Sıtkı Tarancı'nın ''Beşiktaşlı Sevgili'' dediği, şiirindeki sevgilinin de yazdığı aşk mektupları gibi hayali olduğu söylenir. Ancak, bunun hayali olmadığı şairin kuzeni tarafından anılarının yazıldığı kitapta anlatılır.

Tarancı'nın teyzesinin oğlu, avukat Reşid İskenderoğlu 1993 yılında yayımladığı anılar kitabında; yıllar sonra ''Beşiktaşlı Sevgili''nin izini bulduğunu, kendisi ile görüşmek istediğini, ancak olumsuz yanıt aldığını anlatır. 

YILLAR SONRA GELEN İTİRAF

Bir yanda karasevda, diğer yanda kadim dostluk nedeniyle arada kalmanın yaşattığı çıkmaz. Tarancı, aşkını itiraf etmesiyle, kadim dostluğunun bozulabileceği, sona erebileceği endişesini hep taşıdı. Tabi buna; ''Arkadaşının kız kardeşi bacındır, başka gözle bakılmaz, kendi kız kardeşin gibi bakılır'' kuralının, bu aşkı itiraf etmemesinde ne kadar etkili olduğu bilinmez, ancak öyle anlaşılıyor ki bu durum şairin gönlünde derin izler bırakmış.

Anne tarafından şairin akrabası olan ve 2004 yılında 93 yaşında hayata gözlerini yuman Vedat Günyol, Cahit Sıtkı Tarancı'nın, kız kardeşine aşık olduğunu yıllar sonra itiraf ettiğini anlatır. 

Günyol, Tarancı'nın, kız kardeşi Mihrimah'a aşık olduğunu itiraf etmesini şöyle anlatır:

''Paris'teyiz. Ben hukuk öğrencisiyim; Cahit ise Türkçe yayınlar kuruluşunda spikerlik yapıyor. Bir akşam körkütük sarhoşuz. Champs-Elysees'de yürüyoruz. Cahit nara ata ata şiir okuyor. Bir ara durdu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ne oldu dememe kalmadan boynuma sarıldı. O sırada ben de ağlamaya başladım.

'Ne o yoksa çocukluk arkadaşın mı öldü' dedim. 'O benim çocukluk arkadaşım değil ilk aşkımdı. Ben senin kardeşine aşıktım. O yüzden Beşiktaş'taki evinizden dışarı hiç çıkmıyordum' dedi!

'Ama ama nasıl olur' deyip şaşkınlıkla yüzüne baktım ve ah Cahit, keşke o zaman söyleseydin, seni kız kardeşimle evlendirmeye çalışırdım' dedim.

tarancı


 

Muhabir: NAZMİ KAHRAMAN