Evliye Çelebi'nin seyahatnamesinde anlatılan Diyarbakır, bugünün modern lüks alışveriş merkezlerine taş çıkartan devasa bir yapıyı bağrında saklıyordu: Diyarbakır Bedesteni.
Dönemin en zengin tüccarlarının, mücevheratçılarının ve kumaş devlerinin buluşma noktası olan bu görkemli yapıdan günümüze hiçbir kalıntı ulaşmadı. Ancak tarihçi ve uzmanların arşivlerde yürüttüğü titiz çalışmalar, hem bu gizemli yapının haritadaki tam yerini tespit etti hem de ne zamana kadar ayakta kaldığının sırrını çözdü.
''ANKA KUŞU'' GİBİ ÇARŞI
Ünlü seyyah Evliya Çelebi, 1600'lü yıllarda ziyaret ettiği bu çarşıya adeta hayran kalmış.
Çelebi, seyahatnamesinde Diyarbakır Bedesteni’nin ihtişamını şu çarpıcı ifadelerle aktarmıştı:
"Askerler Pazarı'ndaki kumaşçılar çarşısı (bedesten) son derece mamur, bakımlı ve sağlamdır. İki tarafı da taştan yapılmış devasa bir binadır ve içi Ankâ kuşu gibi ulaşılmaz, çok zengin tüccarlarla ağzına kadar doludur.
Dünyanın dört bir yanından gelen en pahalı, en kaliteli kumaşlar ve çok değerli mücevher çeşitlerinin tamamı işte bu pazarda satılır..."
YERİ TAM OLARAK TESPİT EDİLDİ
Yüzyıllarca nerede olduğu tartışma konusu olan bu gizemli lüks çarşının haritadaki tam konumu, 1811 yılına ait bir vakıf belgesi sayesinde netleşti.
Resmi belgelere göre Bedesten; tarihi Ulu Cami’nin hemen arkasında (batı tarafında) ve Zinciriye Medresesi’nin kuzeyinde yer alıyordu.
Araştırmacılar, yapının izini sürerken 1 Eylül 1818 tarihli Osmanlı Yıllık Hesap Defteri (Salyâne Defteri) kayıtlarında çok önemli bir kanıta ulaştı.
Devletin o dönem ''Bedesten kâhyasına (çarşı yöneticisine) 33 kuruş'' ödeme yaptığı resmi olarak kaydedilmişti.
Bu belge, Diyarbakır Bedesteni'nin 19. yüzyılın ilk yarısında hala dimdik ayakta olduğunu ve şehir ekonomisine yön vermeye devam ettiğini gösteriyor.
Bugün üzerinden yollar ve modern binalar geçmiş olsa da, Ulu Cami'nin hemen batısındaki topraklar, altındaki o muazzam mücevher ve lüks kumaş imparatorluğunun izlerini saklamaya devam ediyor.




