Diyarbakır’ın kemik skandalında 2 doktor ihraç edildi

Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesi Ortopedi Servisi’nde patlak veren ve kamuoyunu derinden sarsan skandal, yalnızca birkaç hekimin değil, tüm sağlık sisteminin vicdanını sorgulamamıza neden oldu.

Abone Ol


Sağlam kemiklere platin takılması, basit kırıkların gereksiz ameliyatlarla tedavi edilmesi gibi iddialar, artık “hata” ya da “kötü niyet” tartışmasının çok ötesinde bir tabloyu gözler önüne seriyor.

Bu kez mesele sadece bireysel etik değil; sistemsel zaaf, denetimsizlik ve kamu güveni çöküşü...

Soruşturma tamamlandı.

Sağlık Bakanlığı müfettişlerinin raporu sonucunda iki doktor meslekten ihraç edildi. Üç doktorun görev yeri değiştirildi. Bir doktora da maaş kesintisi cezası verildi.

Devletin uğradığı maddi zarar için ise toplam 168 bin TL’lik tazminat talep edildi. Ancak tüm bu cezaların ardından hâlâ şu soru havada asılı duruyor: Bu uygulamalar nasıl bu kadar uzun süre fark edilmedi?

Burada konuşmamız gereken yalnızca yaptırım listesi değil. Bu uygulamalar yıllarca sürebildiyse, bir yerlerde sistemin gözünü kapattığını kabul etmeliyiz.

Denetim nerede? Yönetim kimde? Hasta şikâyetleri neden duyulmadı? Yoksa kimse sesini çıkaramadı mı?

Olayın ardından ortak açıklama yapan 6 doktor, kendilerine haksızlık yapıldığını savundu.

Belki gerçekten bir kısmı sistemin çarkları arasında kaldı, belki de bazılarının uygulamaları tıbbi protokol çerçevesinde değerlendirilebilirdi. Ancak yine de burada konuşmamız gereken şey yalnızca “ceza alıp almamak” değil.

Bir hasta, sağlam kemiğine platin takıldığını öğrendiğinde, bunun açıklaması ne olabilir? Hangi etik değer bunu meşrulaştırabilir?

Bu skandal, Diyarbakır özelinde yaşandı ama Türkiye genelinde yankılanması gereken bir mesele. Çünkü sağlık, yalnızca bir hizmet alanı değil; kamusal güvenin, insan onurunun ve yaşam hakkının birebir temas ettiği bir alan. Bu alanda yaşanan her suiistimal, sadece hastaları değil, tüm toplumu yaralar.

İnsanlar artık röntgen sonuçlarına değil, doktorların gözlerine şüpheyle bakar hale geliyor.

“Gerçekten ameliyat gerekir mi?” sorusu, bir tıbbi endişeden çok, bir güven sorgusuna dönüşüyor. Ve bu güven yıkıldığında, onu yeniden inşa etmek yıllar alır.

Diyarbakır’daki olay, beyaz önlüklerin arkasına sığınarak etik dışı uygulamalara imza atanların ifşa olması açısından önemlidir. Ancak burada bitmemelidir.

Asıl mesele, bu olayın başka şehirlerde, başka hastanelerde, başka isimlerle tekrar yaşanmasının önüne geçmektir. Bunun için yalnızca cezalar değil, köklü yapısal reformlar, etik eğitimler ve şeffaf denetim mekanizmaları gereklidir.

İki doktorun ihraç edilmesi, sorumluların yalnızca bir kısmına ulaşıldığını gösteriyor olabilir. Ama daha önemlisi, bu olayın bir milat olmasıdır.

Diyarbakır’da yaşanan bu kemik skandalı, bir daha hiçbir hasta bedeninin, bir kar-zarar hesabının konusu olmaması için ciddi bir uyarıdır.

Gecikmiş bir uyanış da olsa, yüzleşmek iyidir. Şimdi yapılması gereken, bu yüzleşmeyi unutmamak ve sağlık sisteminde gerçekten bir iyileşmeye gitmektir.

Aksi halde, bu sadece Diyarbakır’ın değil, hepimizin ortak yarası olarak kanamaya devam eder.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">