33 medeniyete ev sahipliği yapmış, surları kadar sağlam bir inanç yapısına sahip olan Diyarbakır… Bu kadim şehir, yalnızca taş sokakları ve tarihi yapılarıyla değil, aynı zamanda barındırdığı manevî şahsiyetlerle de dikkati çekiyor.

Dokuz peygamber kabri, üç peygamber makamı ve sahabe türbeleriyle bir “azizler şehri” olan Diyarbakır’da, halkın gönlünde ayrı bir yere sahip olan bir isim var: Hindî Baba.

HALKIN DİLİNDE YAŞAYAN BİR İSİM

Diyarbakırlıların “Hindi Baba” olarak andığı bu esrarengiz şahsiyetin kabri, bugün Sur ilçesinde, İnönü Caddesi üzerindeki büyük Postane binasının tam karşısında, Çift Kapı ile Tek Kapı arasında yer alıyor.

Peki, kimdi bu Hindî Baba?

Bazı kaynaklara göre, Hindî Baba ismini, Hindistanlı olduğu için almış. Kimilerine göreyse, gençliğinde hindilerle uğraştığı için bu lakapla anılmış. Ancak tarihi belgeler, özellikle 1898 tarihli Salnâme-i Diyarbekir, Hindî Baba’nın ermiş bir zat olduğuna ve Aynızülal mevkiine defnedildiğine işaret ediyor.

AYAKKABI TAMİRCİLİĞİ YAPTI, MANEVİ BİR ŞAHSİYETE DÖNÜŞTÜ

Rivayetlere göre, Hindî Baba, Hindistan’dan Diyarbakır’a gelerek burada uzun süre ayakkabı tamirciliği yaptı.

Hayatını mütevazı bir şekilde sürdüren bu şahsiyet, vefatının ardından halk arasında kutsal bir kişilik olarak anılmaya başladı. Kabri, bugün de ziyaretçilerin akınına uğruyor.

Tasavvuf geleneğinde “baba” unvanı, genellikle bir şeyh ya da yol gösterici anlamına geliyor. Bu da Hindî Baba’nın sıradan bir halk figürü değil, zamanla manevi bir rehbere dönüşmüş biri olduğuna işaret ediyor olabilir.

BİR SAHABE Mİ, AŞİRET REİSİ Mİ?

Bazı tarihçiler, Hindî Baba’nın 639 yılında Diyarbakır’a düzenlenen İslam seferlerinde şehit düşen 13 sahabeden biri olabileceğini ifade ediyor.

Hz. Süleyman Camii çevresindeki sahabe türbelerine ek olarak, kentin farklı noktalarındaki mezar yerleri de bu iddiaları destekliyor.

Ancak farklı bir görüşe göre, Hindî Baba, Akkoyunlu Devleti'nin en güçlü aşiretlerinden biri olan “Hind” aşiretine mensup ve bu aşiretin reisi konumundaydı.

Akkoyunluların 15. yüzyılda Diyarbakır'ı başkent yapması, bu rivayetin de olasılığını güçlendiriyor.

SÜLEYMAN NAZİF'İN AİLE KÖKLERİYLE BAĞLANTISI

Ünlü edebiyatçı Süleyman Nazif’in de bu aşiretle bağlantısı olduğu belirtiliyor.

“Gene İran-ı Viran” başlıklı yazısında, annesinin “Hindî” adlı Türk aşiretine mensup olduğunu belirten Nazif, bu aşiretin güçlü bir topluluk olduğunu vurguluyor.

Annesi Ayşe Hanım ise Diyarbakır’ın köklü ailelerinden Zülfüzâdeler’e, namıdiğer Tigrel ailesine mensup.

TARİHİN GÖLGESİNDE KALMIŞ BİR VELİ

Hindî Baba’nın yaşamına dair net bilgiler bulunmasa da, 16. yüzyıl başlarında yaşadığı tahmin ediliyor.

Diyarbakır gibi inanç ve kültür mirası açısından zengin bir şehirde, onun gibi şahsiyetlerin izleri hâlâ sokak aralarında hissediliyor.

Ziyaretçilerin dualarını eksik etmediği türbesi, geçmiş ile bugün arasında manevi bir köprü kuruyor.

Diyarbakır’ın taşlarında dolaşırken, Hindî Baba’nın adı bir fısıltı gibi kulağınıza çalınırsa şaşırmayın… Çünkü bu şehir, sadece tarihiyle değil; yüzyıllar boyu yaşamış ve yaşatılmış gönül insanlarıyla da konuşur.

Kaynak: Mehmet Sıddık Algül