Bu sırlardan biri, Lice’nin Abalı Mahallesi’nde, Dicle Nehri’nin can damarı olan Bırkleyn Mağarası.
Halk arasında “Dünyanın Sonu” ve “Ölümsüzlük Suyu” gibi mistik isimlerle anılan bu kadim mekan, aslında sadece bir mağara değil, tarihin, inancın ve doğanın iç içe geçtiği yaşayan bir anıt.
Asur krallarının kabartmalarından Büyük İskender’in konakladığı rivayetlerine kadar uzanan bu eşsiz miras, şimdi gözlerimizin önünde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Bırkleyn, Dicle Nehri’nin yer altından akıp tekrar yeryüzüne çıktığı, eşine az rastlanır bir ekolojik mucize. Bu özelliğiyle, doğanın bize sunduğu en değerli hazinelerden biri. Ancak bu hazine, ne yazık ki modern dünyanın pervasızlığına kurban gitmek üzere.
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün başlattığı kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi çalışmaları, mağaranın binlerce yıllık dokusunu dinamitlerle paramparça ediyor.
Bölgede yankılanan patlamaların sesi, sadece mağaranın taş duvarlarını değil, aynı zamanda çevredeki köylerin yaşam damarlarını da sarsıyor.
Doğal yaşam alanları tahrip ediliyor, suya, toprağa ve havaya yayılan kirlilikle gelecek nesillerin yaşam hakkı gasp ediliyor.
Bu durum karşısında, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu kanun teklifi, umut ışığı niteliğinde.
Mağaranın “birinci derece doğal sit alanı” ilan edilmesi talebi, Bırkleyn’i yasal güvence altına alarak bu tahribatı durdurmak için atılan önemli bir adım.
Ancak bu teklif, sadece bir formalite değil, aynı zamanda kamuoyunda güçlü bir farkındalık yaratma çabası olmalı.
Bizler, “ölümsüzlük suyunun aktığı yer” olarak bilinen Bırkleyn’in, kendi ellerimizle ölümüne tanık olmamalıyız.
Burası sadece geçmişin değil, aynı zamanda gelecek nesillerin ortak mirasıdır.
Bir dağın eteklerindeki kalker uğruna, bir nehrin doğuş noktası feda edilemez.
Tarihin ve doğanın bize emanet ettiği bu kutsal mekanı korumak, sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda vicdani bir borçtur.
Unutmayalım ki, kaybolan her doğal ve kültürel miras parçası, insanlığın ruhundan kopan bir parçadır.
Bırkleyn’in sessiz çığlığına kulak verelim, çünkü bu çığlık, sadece mağaranın değil, aynı zamanda Diyarbakır’ın ve tüm coğrafyamızın kadim yarasına işaret ediyor.
Bu yaranın sarılması, geçici çözümlerle değil, kalıcı ve cesur adımlarla mümkün.
Aksi takdirde, geleceğe bırakacağımız tek miras, telafisi mümkün olmayan bir yıkım olacak.