Bugün korna seslerinin ve yoğun trafiğin hakim olduğu Seyrantepe, çok değil bir asır öncesine kadar Diyarbakır’ın en zarif mesire alanıydı.
Tarihi kaynaklarda yer alan bilgiye göre, şehrin kuzey girişinde yer alan bu semt, uçsuz bucaksız gül bahçeleriyle öyle meşhurdu ki; esen rüzgar bahçelerin baygın kokusunu alır, tüm şehir merkezine bir bayram havası gibi yayardı.
Bölgenin bu eşsiz güzelliği halk türkülerine ve manilere de ilham olmuştu:
"Güleser, güleser
Rüzgar vurur gül eser
Serme toprak üstüne
Yar yatağın güle ser"
PADİŞAHLARA EV SAHİPLİĞİ YAPAN ''SEYRAN KÖŞKÜ''

Fotoğraf: Diyarbakır Seyrantepe'de 4. Murad'ın dinlenmesi için yaptırılan ve 1910 yılında Darü'l Muallimin öğretmen ve öğrencilerinin önünde toplu halde fotoğraf çektirdiği Seyran Köşkü..
Kaynaklara göre, 1638 yılında Bağdat Seferi’ne çıkan Sultan IV. Murad, Diyarbakır’a geldiğinde dinlenmesi için Seyrantepe mevkii seçilmiş ve buraya görkemli bir köşk yaptırılmıştı.
Ali Emirî’nin "Güzelleri görmek istersen Seyrân Köşkü’ne git" diyerek övdüğü bu yapı, dönemin en gözde duraklarından biriydi.
Halk buraya faytonlarla gezintiye gelir, doğanın tadını çıkarırdı. Ünlü ''Biner faytona gider seyrana" türküsü, tam da o günlerin neşesini günümüze taşır.
1930’da SİLİNEN İZLER
Zamanın acımasızlığı ve ilgisizlik, bu tarihi mirası yok etti.
1910 yılında Darü’l Muallimin öğretmen ve öğrencilerinin önünde gururla hatıra fotoğrafı çektirdiği o köşkten bugün geriye hiçbir iz kalmadı. 1930 yılına gelindiğinde bakımsızlıktan tamamen harap olan yapı, yerini önce sessizliğe, sonra da plansız yapılaşmaya bıraktı.
Bugün Seyrantepe’den geçerken duyulan tek şey motor sesleri olsa da, bu toprağın hafızasında hala o meşhur gül bahçelerinin ve rüzgarla gelen o eşsiz kokunun hatırası duruyor.





