Bir zamanlar Mezopotamya’nın önemli ticaret merkezlerinden biri olan Diyarbakır, 19. yüzyılın ilk yarısında derin bir çöküş yaşadı. Güvensizlik, yağmalar ve siyasi istikrarsızlık şehri adeta hayalet bir kente dönüştürdü. İngiliz diplomatlar ve seyyahların raporları, Diyarbakır’ın bu karanlık dönemine dair çarpıcı tanıklıklar sunuyor.
YAĞMA VE GÜVENSİZLİK SOKAĞA ADIM ATTIRMADI
1835’te Diyarbakır’ı ziyaret eden İngiliz diplomat J. Brant, şehirdeki atmosferi "korku ve sessizlik" olarak tanımlıyor. Surların ötesi tehditlerle doluydu; özellikle Kürt aşiretlerinin yaptığı yağmalar halkın evlerinden çıkmasına engel oluyordu. Halep ve Bağdat’a uzanan kadim ticaret yolları tamamen kesilmişti. Diyarbakır, dış dünyadan izole bir kent haline gelmişti.
“HERKES ENDİŞELİYDİ”
Ünlü seyyah W.F. Ainsworth, "Mezopotamya'da uzun zamandır nizamı bozan bu insanlara boyun eğdirilmesi hususunda herkes endişeliydi" diyerek dönemin genel güvensizlik hissini dile getiriyor. 1838’de Diyarbakır’a gelen H. Southgate ise ticaretin durma noktasına geldiğini, zengin tüccarların şehri terk ettiğini ve ekonomik hayatın felç olduğunu bildiriyor.
VALİDEN İBRETLİK CEZA
1839 yılında şehre gelen Asahel Grant, halkın yaşadığı dehşeti bizzat gözlemliyor. Şehirde anarşi hakimdi. O dönemde görev yapan Diyarbakır Valisi, düzeni sağlamak adına beş eşkıyayı idam ettirip cesetlerini çarşıda sergiletmişti. Bu dramatik olay bile halkın güven duygusunu tam anlamıyla yeniden inşa edemedi.
NÜFUS ÇÖKTÜ, GÖÇ DALGASI BAŞLADI
1878’de H.C. Barkley, şehirdeki güvenliksizlik ortamının büyük bir göç dalgasına neden olduğunu belirtiyor. Özellikle zanaatkârlar ve tüccarlar, başka kentlere yönelmişti. J. Brant ve L.C. Chesney’in kayıtlarına göre, 40 bin olan aile sayısı 8 bine kadar düştü. Bu dramatik azalma, şehrin ekonomik ve sosyal dokusunu derinden sarstı.
REŞİT PAŞA DÖNEMİ: KISMİ BİR NEFES
Tüm bu karmaşanın ortasında Diyarbakır, Reşit Paşa’nın valiliğe atanmasıyla kısa süreliğine de olsa bir toparlanma süreci yaşadı. Güvenlik önlemleri artırıldı, asayiş sağlanmaya çalışıldı. Ancak sorunlar sadece iç kaynaklı değildi.
DIŞ TİCARETİN YÖNÜ DEĞİŞTİ
G. Geary’nin gözlemlerine göre, dış ticaretin yön değiştirmesi de Diyarbakır’ı olumsuz etkiledi. İran ile yapılan ticaret, Rusların Hazar Denizi üzerinden sunduğu cazip rotalar nedeniyle kuzeye kaymıştı. Bu durum, Diyarbakır’ın ticari canlılığını iyice zayıflattı.
EKONOMİK ÇÖKÜŞ BELGELERLE SABİT
James Brant, 1835 yılında Diyarbakır’ın ekonomik olarak dibe vurduğunu net bir şekilde dile getiriyor. Nüfusun azaldığını, Halep ve Bağdat ile yapılan ticaretin neredeyse bittiğini, dokuma tezgahlarının ise yüzlerle sınırlı kaldığını belirtiyor. Ona göre, şehri yeniden canlandırmak için yağmaların durdurulması ve nehir ticaretinin canlandırılması şarttı.
TİCARET SÜRÜYORDU AMA...
1842 yılında J.P. Badger, Diyarbakır’ın hâlâ bir ticaret şehri olduğunu not ediyor. Ancak onun da dikkat çektiği gibi, faaliyetlerin yoğunluğu geçmişe kıyasla oldukça düşüktü. Şehir, eski ihtişamının çok uzağında bir tablo çiziyordu.




