Bir kitaba ulaşmak için tayinini bile değiştirecek kadar tutkulu bir adam… Osmanlı’nın dört bir yanını karış karış gezerek kitap toplayan, elindeki her eseri insanlar için saklayan, fotoğraf bile çektirmeyip ardında sadece kültürel miras bırakan bir isim: Ali Emîrî Efendi.
Tarihi kaynaklardaki bilgilere göre, 1858 yılında Diyarbakır’da doğan Ali Emîrî Efendi, V. Murat için yazdığı bir kasidede “Evet sultan-ı nazmım Şehr-i Âmid taht-gâhımdır” beytiyle köklerini dile getirmişti.
Şiir ve kitap sevgisiyle yoğrulan hayatı, yalnızca kendi kişisel gelişimi için değil, insanlara ışık tutan bir mirasa dönüştü.
KİTABA ULAŞMAK İÇİN MEMURİYETİNİ BİLE KULLANDI
Çocuk yaşlarda kitap toplamaya başlayan Ali Emîrî Efendi’nin memuriyet hayatının Diyarbakır’dan Selanik’e, Erzurum’dan Yemen’e uzandığı ifade ediliyor.
Kâtiplik ve defterdarlık görevleriyle bulunduğu her yerde kitapların peşine düştüğü bildirilerek, bazı kitapları satın aldığı, bazılarını ise parası yetmediği için kopyalayarak çoğalttığı anlatılıyor.
''Hayatını adadığı bu misyon, onu bir edebiyatçı, tarihçi ve arşivci olarak Osmanlı’nın kültür hafızasında öne çıkardı'' denilerek, Ali Emiri'nin çabalarıyla kurtarılan eserler arasında Türk dilinin ilk büyük sözlüğü olan ve bugün UNESCO Dünya Belleği listesinde yer alan Divânu Lugâti’t-Türk'ün de bulunduğu kaydediliyor.
35 BİN KİTAPLA “MİLLET”E ARMAĞAN
Ali Emiri'nin 1916 yılında kurduğu kütüphaneye kendi adını değil, “Millet Kütüphanesi” adını verdiği ifade edilerek, kitapları yalnızca kendisi için değil, tüm millet için topladığı kaydediliyor.
“Yârân-ı kiramım” diye hitap ettiği kitapları için, “Ben bu kitapları milletim için topladım ve milletime armağan ediyorum” diyerek, kişisel şöhret yerine kolektif mirası seçti.
Kütüphane binası, İstanbul Fatih’teki Feyziyye Medresesi’nde yer alıyor.
Erzurumlu Şeyhülislâm Seyyid Feyzullâh Efendi tarafından 1700’lerde yaptırılan bu yapı, artık Ali Emîrî Efendi’nin titizlikle bir araya getirdiği 30 binden fazla eserle adeta bir kültür mabedi konumunda.
FOTOĞRAFI YOK, AMA RUHU KİTAPLARINDA YAŞIYOR
Ali Emîrî Efendi, ömrü boyunca hiç fotoğraf çektirmedi. Bugün elimizdeki tek görsel temsili, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in çizdiği ve ressam Ahmet Yakupoğlu’nun renklendirdiği portresidir.
23 Ocak 1924’te vefat eden Ali Emîrî Efendi, hayatının sonuna kadar kütüphanesinin müdürlüğünü yaptı. Kabri, İstanbul’daki Fatih Camii hazîresinde bulunuyor.
KÜLLİYATINA VE MİRASINA SAHİP ÇIKILIYOR
Ali Emîrî Efendi’nin telif ve istinsah ettiği eserler, 2014 yılında Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından yayımlandı.
“Mir’âtü’l-Fevâid ve Mukaddimesi” adlı eseri ile “Divanı”, akademik titizlikle yeniden incelenerek basıldı. Ayrıca Millet Kütüphanesi’ne kazandırdığı Divânu Lugâti’t-Türk’ün birebir tıpkıbasımı 2017 yılında yayımlandı.
Bugün Diyarbakır’dan İstanbul’a uzanan bu eşsiz hayat yolculuğu, sadece kitap sevdasını değil, milletine adanmış bir ömrün hikâyesini de barındırıyor.
Ali Emîrî Efendi’nin adanmışlığı, her kitaplık rafında hâlâ yaşamaya devam ediyor.




