Diyarbakır’da başlatılan ve aralarında çocuk yaşta evlendirilmiş kadınların da yer aldığı bir ekip tarafından yürütülen bilgilendirme çalışmaları umut verse de, asıl meselemiz hâlâ yerli yerinde duruyor:
Bu toplum, çocuk yaşta evlilikleri gerçekten bitirmek istiyor mu?
Görmezden gelinen gerçekler, geleceği karartıyor
Erken yaşta evlilik, çoğu zaman "gelenek", "aile kararı", "toplumsal norm" gibi kelimelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Oysa çocuk yaşta evlilik; bir insan hakkı ihlalidir, eğitim hakkının gaspıdır, sağlık problemlerinin ve psikolojik travmaların habercisidir.
Peki Diyarbakır’da bu sorun neden hâlâ var?
Cevap karmaşık ama açık: Sessizlik. Kimi zaman korkudan, kimi zaman alışkanlıktan, çoğu zaman da “bize ne” zihniyetinden kaynaklanan bir sessizlik.
Köyde komşunun 15 yaşındaki kızı evlenirken göz yumulur, şehirde aynı yaştaki kız hamile kalınca "ahlak" sorgusu yapılır.
Bu ikiyüzlülükle mücadele etmeden sorunun köküne inmek mümkün değil.
Kız çocukları susuyor, toplum da susuyor
Bu proje kapsamında köy köy dolaşan kadınların anlattıkları sadece kişisel hikâyeler değil; aynı zamanda yüzlerce benzer yaşamın da aynası.
“15 yaşında çocuk sahibi olmak çok zor bir şey” diyen Pınar’ın sözleri, bir çocuğun ne yaşadığını anlamak için yeterli.
O yaşta çocuk doğurmanın değil, çocuk olmanın yaşıdır.
Ama nedense bu ülkede bazı bölgelerde çocuklar büyümeden büyütülüyor.
Çocuklukları ellerinden alınan kızların yerine, toplumun büyük çoğunluğu sanki uzaktan film izler gibi seyrediyor.
Projeler umut verir, ama yetmez
Diyarbakır'da başlatılan “Erken Yaş Gebeliklerin Önlenmesi Projesi” takdir edilmesi gereken bir adım. Ancak sadece kırsalda birkaç mahalleye ulaşıp broşür dağıtmak, çocuk yaşta evlilikle mücadele için yeterli değil.
Bu bir zihniyet meselesi. Değişim, yalnızca ailelerin değil, öğretmenlerin, imamların, muhtarların, medyanın ve en önemlisi, yasaların gücüyle mümkün olabilir.
Türkiye, çocuk yaşta evlilikle mücadele konusunda uluslararası sözleşmelere taraf. Fakat ne yazık ki uygulamada bu yükümlülükler, çoğu zaman toplum baskısı veya ihmalkârlık yüzünden yerle bir oluyor.
Kabullenmek çözüm değil, sorunun parçası olmaktır.
Toplum olarak yüzleşmemiz gereken şey şu:
Çocuk yaşta evlilikler yalnızca köylerde ya da "az gelişmiş" bölgelerde olmuyor.
Kentsel yoksulluk, sosyal baskı ve eğitimsizlik gibi etkenler, şehirlerde de bu döngüyü sürdürüyor.
Her sessiz kalış, her görmezden geliş, her “bize dokunmayan yılan” tavrı, bu çocukların kaderini mühürlüyor.
Bu yüzden, Diyarbakır’da olduğu gibi, başka şehirlerde de aynı bilinçlendirme seferberliklerinin yayılması gerekiyor.
Ama yalnızca kadınların omzuna bırakılan bir görev değil bu. Bu toplumun her bireyinin, her kurumunun, her vicdanın sorumluluğudur.
Çocukların evlendirildiği bir ülkede, ne aile güçlü olur, ne toplum sağlıklı kalır.
Eğer Diyarbakır’ın dağ köylerinde bir kız çocuğu hâlâ çocuk yaşta gelin oluyorsa, bu sadece o köyün değil, bu ülkenin utancıdır.
Ve eğer bizler hâlâ susuyorsak, kabullenmişiz demektir.