Gençlerin sabahın erken saatlerinde servislere binip organize sanayi bölgesine aktığı, atölyelerde kumaş tozunun umutla karıştığı bir dönemdi bu. Ancak şimdi, birer birer kapanan atölyelerle birlikte sadece makineler değil, hayaller de sustu.
Son yıllarda tekstil sektöründe yaşanan daralma, Türkiye’nin birçok şehrini etkilediği gibi, Diyarbakır’ı da sessiz bir krizle yüz yüze bıraktı.
Fakat bu kriz Diyarbakır'da sadece ekonomik değil, sosyal bir yara da açıyor.
Çünkü bu şehirde tekstil, yalnızca bir iş kolu değil; aynı zamanda kırsaldan kente göç etmiş ailelerin tutunduğu bir hayattı.
Tekstildeki çöküş, en çok kadınları ve gençleri vurdu. Özellikle genç kadınlar için tekstil, eğitim dışında kalınan bir hayatta ekonomik bağımsızlık anlamına geliyordu.
Şimdi ise yüzlerce genç, kapanan işletmelerin ardından işsiz kaldı.
Yeni bir iş aramak, birçoğu için sadece geçim değil, aynı zamanda yeni bir yaşam planı kurmak anlamına geliyor.
Peki neden buradayız?
Tekstil sektörü tüm Türkiye’de rekabet, hammadde fiyatları, döviz dalgalanmaları ve ithalat baskısı gibi nedenlerle zor günler geçiriyor.
Ama Doğu ve Güneydoğu’daki şehirlerde bu sorunlar, yapısal eksiklikler nedeniyle daha yıkıcı etkiler yaratıyor.
Ulaşım, lojistik, kalifiye eleman eksikliği, sermaye yetersizliği ve devlet desteklerinin süreklilik göstermemesi, Diyarbakır gibi şehirleri kırılgan hale getiriyor.
Bugün Diyarbakır’da tekstil yeniden ayağa kalkmak istiyorsa, sadece teşvik paketleri yetmez.
İstihdamın korunması için kalıcı politikalar, çalışanların sosyal güvencelerle desteklenmesi ve girişimcilerin uzun vadeli yatırımlar için cesaretlendirilmesi gerekiyor.
Aksi halde, makineler yalnızca üretim değil, sessizlik üretmeye devam edecek.
Unutmayalım: Bir atölyenin kapısına kilit vurulması, yalnızca bir dükkanın kapanması değildir. O kilidin sesi, o evin mutfağında yankılanır, o çocuğun okul yoluna düşen adımını yavaşlatır.
Diyarbakır’da tekstil yeniden nefes almalı.
Çünkü bu şehir, sadece tarihiyle değil, emeğiyle de ayakta kalmak istiyor.