Diyarbakır’ın tarihi zenginliklerine bir yenisi daha eklendi. Ergani ilçesinde yer alan ve Neolitik Dönem’in en önemli yerleşimlerinden biri olan Çayönü Tepesi’nde yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan, insanlık tarihinin ilk ev modeli olarak kabul edilen maket yapı, artık Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor.
Yaklaşık 12 bin yıl önceye tarihlenen bu eşsiz yapı, yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden ve mimarlık tarihine ışık tutan önemli bir bulgu olarak değerlendiriliyor.
Sadece Anadolu değil, Yakındoğu ve Levant coğrafyasını da ilgilendiren bu arkeolojik keşif, Diyarbakır’ı bir kez daha dünya kültür mirasının merkezine taşıyor.
HÜCRE PLANLI YAPILAR
Çayönü Tepesi’ndeki kazı çalışmaları ilk kez 1964 yılında Prof. Dr. Halet Çambel ve Prof. Dr. Robert J. Braidwood öncülüğünde başlamış; günümüzde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında sürdürülüyor.
Sarıaltun, kazı alanının mimarlık tarihi açısından eşsiz bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak, “Çayönü’ndeki hücre planlı yapılar, planlama anlayışı ve yapı tekniği açısından büyük bir miras sunuyor” dedi.
Sarıaltun’a göre bu alan, dünyanın en erken merdiven taşlarından birine de ev sahipliği yapıyor. Bu detay, yerleşim yerinin sadece konut inşasıyla değil, şehir planlama açısından da ileri bir bilinç taşıdığını ortaya koyuyor.
17 ÖRNEK ARASINDA EN TAMAMLANMIŞI
Kazılarda bugüne kadar toplam 17 maket ev yapısı bulundu. Ancak en iyi korunmuş ve en detaylı örnek, şu anda Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor.
Düz damlı ve taş temel üzerine inşa edilen maket, dönemin mimari anlayışını birebir yansıtıyor.
Sarıaltun, bu maketin sadece bir model olmadığını, aynı zamanda yapıların planlanması sürecinde kullanılmış olabileceğini belirterek, “Bu bir oyuncak da olabilir, bir ritüel objesi de. Ancak en güçlü ihtimallerden biri, Çayönü halkının yapıyı hayata geçirmeden önce tasarlamış olması” ifadelerini kullandı.
TAŞ MERDİVEN, KALDIRIM, SOKAK DÜZENİ
Kazı alanında ortaya çıkan diğer bulgular arasında taş merdivenler, subasman seviyeleri ve sokak benzeri boşluklar da dikkati çekiyor.
Yapılar, birbirlerinin önünü kesmeyecek şekilde planlanmış ve aralarında geçiş alanları bırakılmış. Bu durum, topluluk yaşamına dair gelişmiş bir mekânsal farkındalığı gözler önüne seriyor.
Diyarbakır Müzesi’nde sergilenen bu eşsiz eser, tarih meraklıları için sadece bir ziyaret noktası değil, aynı zamanda insanlık tarihine dair yeni bir pencere sunuyor.