Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yüzlerce yıl boyunca buz gibi su akıtan ve adına türkü yakılan Arbedaş Çeşmesi, bugün suskun. Tarihe tanıklık eden bu yapının kuruması, hem kültürel mirasın korunamaması hem de kent belleğindeki kayıplar açısından dikkati çekiyor.
TÜRKÜLERE KONU OLAN TARİHİ ÇEŞME
Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle, 1531 yılında Hüsrev Paşa tarafından yaptırılan Arbedaş Çeşmesi, bir zamanlar sadece içme suyu değil, aynı zamanda şehrin ruhunu taşıyan bir semboldü.
Çeşmenin suları, önce Dabanoğlu Mescidi’ne, ardından Nasuh Paşa, Bıyıklı Mehmed Paşa, Arap Şeyh Camilerine ve Yeni Kapı Hamamı’na kadar ulaşıyordu.
ARBEDEŞ NE DEMEK VE DÖRT TAŞ EFSANESİ
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi'nde de geçen Arbedaş, halk arasında “dört taşı ardı ardına çıkarılamayacak kadar soğuk su” anlamına gelen bir efsaneyle anılıyor.
Evliya Çelebi şöyle yazar:
“Bu su çok soğuk. Havuzuna atılan dört taşı arka arkaya çıkarmak mümkün değildir. Bu yüzden ona Arba-a Taş, yani Dört Taş denir. Bu saf su, Nasuh Paşa Meydanı semtinde, İçkale duvarına bitişiktir.”
UNUTULAN BİR KÜLTÜREL MİRAS
Arbedaş Çeşmesi’nin üzerinde Farsça yazılmış bir kitabe bulunuyor ve kitabede şöyle deniliyor:
“Ey Hüsrev, senin devlet eserinden bu hayat suyu çeşmesi ortaya çıktı. Güzelliğiyle suyun tadı şeker gibi tatlı olduğu için, tarihi de ‘tatlı çeşme suyu’ oldu.”
Cadde seviyesinden altı basamakla inilen çeşmenin önünde küçük bir havuz vardı. Zamanla çeşme ilgisizlikten kurudu, kitabeler ise fark edilmeyecek kadar arka planda kaldı.
ARBEDEŞ TÜRKÜSÜ HALA DİLLERDE
Diyarbakır’da adına türkü yazılan nadir çeşmelerden biri olan Arbedaş için söylenen türkü şöyle başlıyor:
Arbedaş direkhana
Ortası kumarhana
Bu yol böyle giderse
Sonumuz tımarhana