Bugün tarihi surları, kültürel mirası ve binlerce yıllık geçmişiyle öne çıkan Diyarbakır, yaklaşık 2 asır önce tarihinin en zorlu dönemlerinden birine tanıklık etti. 19. yüzyılda artan eşkıya saldırıları, yağmalar ve güvenlik sorunları nedeniyle kentte günlük yaşam neredeyse durma noktasına geldi.
Ticaret yolları kesildi, halk evlerinden çıkamaz hale geldi, birçok aile ise güvenli bir yaşam umuduyla kenti terk etti.
Dönemin Diyarbakır'ını ziyaret eden yabancı diplomatlar ve seyyahların kaleme aldığı raporlar, kentte yaşanan korku dolu yılları tüm ayrıntılarıyla anlatıyor.
KENT KUŞATMA ALTINA GİRDİ
Diyarbakır'a 1835 yılında gelen İngiliz diplomat J. Brant'ın hazırladığı rapora göre, bazı aşiretlerin gerçekleştirdiği yağmalar nedeniyle şehir büyük bir güvenlik kriziyle karşı karşıya kaldı.
Halep ve Bağdat'a uzanan ticaret yolları sık sık kesilirken, tüccarlar yolculuk yapamaz hale geldi. Kent sakinleri ise can güvenliği nedeniyle surların dışına çıkmaya çekiniyordu.
Yaşamın yaklaşık 9 bin yıldır kesintisiz sürdüğü kadim kentte, Sur ilçesini çevreleyen tarihi surlar halk için adeta güvenli bir sığınak haline geldi.
Akşam saatlerinde kapıları kapatılan surların dışında ise güvenliğin kalmadığı ifade ediliyor.
Diyarbakır'a gelen İngiliz doktor ve seyyah W.F. Ainsworth da hazırladığı raporda, Mezopotamya'da uzun süredir düzeni bozan grupların bölge halkı üzerinde büyük korku oluşturduğunu belirtiyor.
Raporda, insanların yaşadığı belirsizlik ve çaresizlik dikkat çekici ifadelerle aktarılıyor.
1838 yılında kente gelen H. Southgate ise güvenlik sorunlarının ekonomik hayatı çökme noktasına getirdiğini yazıyor.
Kervan ticaretinin büyük ölçüde durduğu, dönemin varlıklı tüccarlarının bile Diyarbakır'dan ayrılmaya başladığı belirtiliyor.
5 KİŞİ İDAM EDİLDİ
Diyarbakır'ı 1839 yılında ziyaret eden Asahel Grant ise şehirde yaşanan şiddet olaylarına bizzat tanıklık ettiğini aktarıyor.
Grant'ın raporunda, dönemin valisinin halkın güvenini yeniden sağlamak amacıyla beş eşkıyayı idam ettirdiği ve cesetlerini çarşıda teşhir ettirdiği bilgisi yer alıyor.
Ancak alınan bu sert tedbirlerin bile kentteki korku ortamını tamamen ortadan kaldırmaya yetmediği ifade ediliyor.
BÜYÜK GÖÇ YAŞANDI
Diyarbakır'a 1878 yılında gelen H.C. Barkley de yağmalar ve güvenlik sorunlarının kentte büyük bir göç dalgasını tetiklediğini yazıyor.
İnsanlar can güvenliği endişesiyle doğdukları toprakları geride bırakırken, şehir nüfusunda da dikkat çekici bir düşüş yaşandı.
J. Brant ve L.C. Chesney'in kayıtlarına göre, bir dönem yaklaşık 40 bin aileden oluştuğu belirtilen nüfusun zamanla 8 bin aileye kadar gerilediği aktarılıyor.
Raporlarda, insanların korku içinde yaşamaktansa göç etmeyi tercih ettiği vurgulanıyor.
SUR DIŞI BÜYÜK RİSK TAŞIYORDU
Dönemin kaynakları, güvenlik sorunlarının en yoğun hissedildiği yıllarda Diyarbakır'da surların dışına çıkmanın halk tarafından büyük bir tehlike olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Özellikle akşam saatlerinden sonra sur kapılarının kapanmasıyla birlikte kent adeta kendi içine çekiliyordu.
Kurt İsmail Paşa döneminde (1868-1875) halkın sur dışına yerleşmesini teşvik etmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulsa da uzun yıllar boyunca bu çabalar istenen sonucu vermedi.
Kent sakinlerinin sur dışındaki yaşamı benimsemesi ancak 1950'li yıllardan sonra hız kazandı.
REŞİT PAŞA İLE SAĞLANAN GÜVENLİK
Tarihi kaynaklara göre, Diyarbakır Valisi Reşit Paşa'nın aldığı tedbirlerle kentte güvenlik yeniden tesis edilmeye başlandı.
Asayişin sağlanmasıyla birlikte ticaret yolları yeniden hareketlenirken, Diyarbakır zamanla eski canlı günlerine kavuştu.
Yaklaşık iki asır önce yaşanan bu zorlu dönem, bugün hâlâ yabancı seyyahların raporları ve tarihi belgelerde kentin hafızasında iz bırakan en önemli olaylar arasında gösteriliyor.
Özellikle yağmalar, idamlar, göçler ve surların ardında yaşanan korku dolu günler, Diyarbakır tarihinin en dikkati çekici sayfalarından biri olarak öne çıkıyor.




