Osmanlı İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısının en önemli merkezlerinden biri olan Diyarbakır, 19. yüzyılın ortalarında oldukça ilginç bir hukuk mücadelesine sahne oldu.
Temmuz 1852 tarihli mahkeme kayıtlarıda, Yahudi Mahallesinde muhtarlık yapmış olan Rahmo isimli bir vatandaşın, hakkını aramak için verdiği sıra dışı uğraşı hukuk mücadelesi yer alıyor.
''BENİ ALDATTILAR'' DİYEREK MAHKEMEYE KOŞTU
Dava kayıtlarına göre her şey, Rahmo’nun 1842 yıllarında yürüttüğü muhtarlık görevinin karşılığında kendisine hiçbir ücret ödenmediğini ve cemaati tarafından aldatıldığını öne sürerek kadıya (hâkime) başvurmasıyla başladı.
On yıl gecikmeli gelen bu hesaplaşmada kadı, Rahmo’dan iddiasını ispatlayacak bir delil veya belge talep etti. Ancak eski muhtarın elinde yazılı hiçbir sözleşme yoktu.
Mahkeme cemaate döndüğünde ise işin seyri değişti.
Yahudi cemaati, Rahmo’nun geçmişte muhtarlık yaptığını kabul etti; fakat hizmeti karşılığında ona bir ücret ödeyeceklerine dair hiçbir zaman söz vermediklerini belirterek yemin etti.
Ortada yazılı bir kanıt bulunmadığı için kadı, cemaatin yeminini hukuken yeterli saydı ve davayı Rahmo’nun aleyhine karara bağladı.
DİYARBAKIR'DAN İSTANBUL'A ADALET ARAYIŞI
Yerel mahkemenin bu kararından tatmin olmayan Rahmo, pes etmeyerek davayı dönemin başkenti İstanbul’a, yani yüksek mahkemeye taşıdı.
Osmanlı devlet merkezi, taşrada yaşanan bu cemaatiçi krizin çözülmesi için tarafların yeniden dinlenmesini talep etti. Ancak Diyarbakır'da tekrarlanan yargılamada da sonuç değişmedi; bağlayıcı bir sözleşme olmadığı için dava yine Rahmo'nun aleyhine sonuçlandı.
Belgelere göre Rahmo, Diyarbakır'daki yerel idarecilerin resmi onayı olmadan, sadece cemaat içi bir mutabakatla bu görevi üstlenmişti. Bu davadan sonra, 1839-1873 yılları arasında mahallede başka bir muhtar ismine rastlanmaması, cemaatin bir daha maaşlı birini istihdam etmek istemediğini ve kimsenin bu işe yeltenmediğini gösteriyor.




