… Yıkılan evlerin yeri, çocukların oyun alanı olan mahalle arasındaki meydanlar otoparkçılar işgal etmiş… Temizlik yetersiz… Sur içinde bir sahipsizlik, bir vurdumduymazlık var…
Geçen gün Mardin’e gittim…Tarihi bir şehir… Yukarı Mezopotamya’nın önemli kentlerinden biri… Birçok dil, din ve kültür mozaiği… Farklı tarihi süreçlerden geçmiş… Mezopotamya ve Mısır’da görülebilen büyük boyuttaki birlik ve beraberliği sergileyen Mardin…
Tarihini inceledim… Ayni medeniyetleri, 33 medeniyeti sinesinde barındıran Diyarbakır’da da görmek mümkün..
Dünya’da insanlığın beşiği olarak kabul edilen Kuzey Mezopotamya’nın bu önemli kenti, uzun bir aradan sonra yeniden görmeye gittim….
İlk gidişim sporculuk yıllarıma dayanır… Yıllar, yıllar önce… Mardinspor ile maç yapmak üzere gittiğim yıllardı…
O yıllarda yüksek bir rampa ve keskin bir virajla çıkılırdı Mardin’e… Virajın sonunda sağ tarafta mezarlık, mezarlığın alt tarafında şehir stadyumu vardı… Toprak zeminli bir saha ve tek taraflı bir seyirci türbini vardı…
Bu son gidişimde yüze yüz değiştiğini gördüm… Kale etrafındaki Mardin tarihini koruyor… Aşağı inmiş yeni Mardin ile karşılaştım…. Diyarbakır yönüne gelişmiş… Yüksek binalar, mağazalar, restoranlar, avm’lerle karşılaştım…
Halk otobüsüne bindim tarihi Mardin’e çıktım… Atatürk Anıtının bulunduğu yerde indim… Saat 11’i geçiyordu…Cadde boyu sağlı sollu dizilmiş mağazalar… Lokantalar, kafeler, altıncı ve gümüşçü dükkânları açık…
Tarihi Mardin sakin ve temiz… Esnaf ve halkı kibar… Ancak fiyatlar farklı… aynı eşya bir dükkanda 150 Tl…. Bir diğerinde 130-100, bir diğerinde ise 70 Tl.ye düşecek kadar farklı fiyatlar..
Aynı cadde üzerinde iki kafe- çayhane veya kahvehane ne derseniz deyin… Burada başka kafe de yok… İkisinde de wc yok…Yerli ve yabancı turistlerin oturup dinlendiği, çayını, kahvesini yudumladığı bu mekanlarda wc’nin olmayışı büyük eksik …
Seyyar satıcı ve kaldırım işgali yok… Buda önemli bir artı puan.… Yöresel kıyafetle meyan kökü satan şerbetçi… Caddenin bir ucundan bir ucuna gidip geliyor… Bir bardak meyan kökü şerbetti 25 Tl...
Tarihi eskilere dayanan… Kebaplarının lezzetinden söz edilen… Mardin’de mutlaka oraya gidin diye tavsiyelerde bulunulan lokantaya girdim… İki katlı, küçük bir lokanta… Sade ve Adana Kebabı yapıyor… Başkada yemek ve kebabı yok… Bilenler tahmin etmiştir. Bu lokantayı...
Evet o lokanta… Anlatıldığı kadar değildi… Lezzet alamadım…. Bir köy lokantası havası vardı… Hizmette öyle… Burada da wc yok… Bunlar tespit ettiğim büyük eksiklik… Engin tarihi olan Mardin’e yakıştıramadım….
Yeni Mardin’e geçtim… Burada trafik Diyarbakır’dakinden daha düzgün… Minibüsler, belediye ve halk otobüsleri kurallara uyuyor… Durak dışı indir bindir yapılmıyor… Bu olması gereken kurallardır ve bu kurallara uyuluyor…
Karayolları parkının yanındaki parkta oturup dinlendim. Bol yeşilli, temiz ve modern bir kafe…
Ve Diyarbakır Sur İçi
Diyarbakır’ın tarihi Sur İlçesini tarihi Mardin ile karşılaştırıyorum… Tarihi Mardin daha temiz, daha derli toplu ve trafikte kurallara uyumlu…
Sur İlçesinde caddeler park eden araçlarla dolu… Kaldırımlar seyyar satıcı ve dükkanların eşyalarının işgali altında… Yıkılan evlerin yeri, çocukların oyun alanı olan mahalle arasındaki meydanlar otoparkçılar işgal etmiş… Temizlik yetersiz… Sur içinde bir sahipsizlik, bir vurdumduymazlık var…
Diyarbakır’da, kent genelinde belediye otobüslerinin dışında toplu taşıma araçlar kurallara uymuyor…. Durak dışı bindir indir yapıyorlar… 45 derece sıcağa rağmen klima çalıştırmıyor veya fanı çalıştırarak klima diye yutturuyorlar…Bu kentte bir denetimsizlikte var… Trafik denetimi zabıtada mı? Trafik Müdürlüğünün denetiminde mi…? Bir yetki kargaşası var gibi görünüyor… Bu yetki her kimde olursa olsun… Denetim.. Denetim… Kesintisiz denetim olmalı… Görünen o ki, caydırıcı ceza olmadan bu iş düzelmez…
Diyarbakır da başıboşluk almış başını gidiyor… Minibüs ve halk otobüsü şoförleri adeta kendi kurallarını koymuş gibi hareket ediyorlar... Trafik arapsaçı gibi… Caddeler ve ara caddelerde park etmiş araçlardan geçilmiyor… Kaldırımlar kahvehanelerin kürsüleri, dükkânların ve mağazaların eşyalarının işgali altında… Kıraathaneler, çay ocakları, kafelerin kapalı alanları sigara dumanından oturulamaz durumda… Kent temizliği yetersiz… Caddeler, kaldırımlar ve sokaklar sigara izmaritleriyle dolu… Halk, denetimlerin artmasını ve bu sorumsuz davranışların son bulmasını istiyor…
Denetim… Denetim… Denetim yetersiz… İkazlar para etmiyor… Caydırıcı cezalar olmalıdır…
Yazıyoruz… Çiziyoruz… Dile getiriyoruz… Duymuyorlar, görmüyorlar, konuşmuyorlar…
Makamlarının büyülü ihtişamına kapılmışlar… Onları o makamlara getiren halkı kaderleri ve kederleri ile baş başa bırakıyorlar...
Bağırsan sesini duyuramazsın… Bu noktada sivil toplum kuruluşlarına iş düşüyor… Kentte yüzlerce sivil toplum örgütü var… Dernek, vakıf, cemiyet, sendika… Bunlar maalesef bir araya gelip bu halkın sesi olmaya yeltenmiyor…
Kimileri birilerine yakın olmak için sus pus… Kimileri siyasi söylemlerle birilerinin adamı olarak yaftalamaktan korkuyor… Oysa STK, hiçbir güç, makam ve menfaat gözetmeden halkın sesi olmalıdır… Bu uğurda, muhalefet etmekten çekinmemelidir…