Osmanlı arşivlerinden elde edilen tarihi veriler, Diyarbakır’ın 17. yüzyılın sonlarında imparatorluğun mali kalbi konumunda olduğunu gösteriyor.
Araştırmacı Veysel Gürhan’ın çalışmasından derlenen bilgilere göre, şehir, özellikle 1690’lı yıllarda ödediği yüksek cizye vergisi miktarıyla Osmanlı eyaletleri arasında zirveye oynuyordu.
Ekonomik Gücün Göstergesi: Cizye Vergisi
Osmanlı hukukunda gayrimüslim erkek nüfustan gelir durumuna göre yıllık olarak tahsil edilen cizye vergisi, sadece bir mali kalem değil, aynı zamanda o şehrin ekonomik canlılığı ve demografik zenginliği hakkında en net ipuçlarını veren belge niteliğindeydi.
1691-1692 ve 1694-1695 yıllarına ait cizye defterleri incelendiğinde, Diyarbekir Eyaleti’nin imparatorluk genelinde en yüksek vergi hasılatı sağlayan merkezlerin başında geldiği görülüyor.
Kayıtlardaki Çarpıcı Rakamlar ve Gelir Grupları
Tarihi kayıtlara göre, yalnızca Diyarbakır kent merkezinde (Amid Kazası) binlerce gayrimüslim mükellef bulunuyordu. Osmanlı maliyesi, adil bir vergilendirme için bu mükellefleri gelir düzeylerine göre üç sınıfa ayırmıştı:
Âlâ (Yüksek Gelirliler): Şehrin elit ve ticari açıdan en güçlü kesimini oluşturuyordu.
Evsât (Orta Gelirliler): Esnaf ve zanaatkarlardan oluşan, vergi yükünün ana gövdesini sırtlayan gruptu.
Ednâ (Düşük Gelirliler): Dar gelirli sınıfı temsil ediyordu.
1694-1695 yılı verilerine göre sadece merkezdeki sınıflardan toplanan cizye miktarı; 1.656 kuruş (âlâ), 4.702,5 kuruş (evsât) ve 1.496 kuruş (ednâ) olarak kayıtlara geçti. Ayrıca sınıfı net belirtilmeyen bir gruptan da 391,5 kuruşluk ek cizye geliri elde edildi.
Hem Kalabalık Nüfus Hem Yüksek Refah
Arşiv belgeleri, Diyarbekir Eyaleti’ne bağlı Amid Kazası’nın (şehir merkezi), bölgedeki en yoğun gayrimüslim nüfusa sahip yerleşim yeri olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Uzmanlar, o tarihlerde Diyarbakır’ın vergi listelerinde zirvede yer almasını iki temel nedene bağlıyor: Birincisi kentin sahip olduğu dinamik ve kalabalık demografik yapı, ikincisi ise ipek yolu rotasında yer almasının getirdiği yüksek ticari refah. Bu iki faktör bir araya geldiğinde, Diyarbakır 1690’lı yıllarda Osmanlı’nın adeta vergi rekortmeni kenti haline gelmişti.