. Farklı halkların bir araya gelerek oluşturduğu Suriye gerçeğini önüne konan her şeye burun bükerek yönetmek istemesi şımarıklığın en bariz örneğini sergilemekten imtina etmeyen tavırları yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı.
İktidarı ele geçirmesinin hemen akabinde ülkenin kadim halklarından olan Alevilere saldırması ile başlayan ayırımcılığı, Dürzilere yönelik soykırıma varan katliamlarla noktalaması kafalardaki cihatçı dürtüyü gün yüzüne çıkardı. Birçok cihatçı örgütün bir araya gelerek oluşturduğu HTŞ’nin her ne kadar kabuk değiştirdiği söylense de iç dinamiğinin temelini siyasal İslam ideolojisinin oluşturduğu son zamanlarda sahadaki uygulamaları kendini hissettiriyor.
Özellikle SDG’nin Kuzey Doğu Suriye’de oluşturduğu ve uzun süreden beri sahada uyguladığı politik yapılanma Şara ve ekibini rahatsız ediyor. Şara yönetimi tek tipçi bir yaklaşımla ülkeyi yöneteceği savı devam etmesi halinde, olası bir kargaşanın iç savaşa dönüşmemesi için hiçbir eden kalmıyor. Kimin kimlerle nasıl yaşayacağını dikte etme yöntemi karmaşık bir denklemle şekillenen Suriye’de karşılık bulmasını düşünmek hayal ötesi bir şey. Suriye şu an itibariyle Suudi Arabistan, İsrail, ABD ve Türkiye tarafından önerilen ve uygulanması istenen modeller ile cebelleşiyor. Yani yoğurdun maya tutması için kendi reçetesi olmadığından yüzeyin kaymaktan yoksun oluşu dikkat çekiyor.
Özellikle dün SDG’nin öncülüğünde yapılan ve ülkenin önde gelen halklarından temsilcilerin katılımıyla organize edilen toplantıda sunulan Âdem-i Merkeziyetçi yönetim şeklinin kabul görmesi Şara ve ekibinin sinir uçlarında aşırı elektriklenmeye yol açtı. Şara, bu toplantının hemen ardından yaptığı açıklamada önümüzdeki günlerde Paris’te yapılması düşünülen toplantıya katılmayacakları yönündeki açıklaması şımarıklığını ortaya koymaktan öte bir şey değil.
Şara şunu unuttu veya unutur gibi davranıyor. Suriye yalnızca Araplardan oluşan bir halk topluluğu değil. Başta Kürtler, Dürziler, Aleviler, Ezidiler, Süryani-Keldani, Türkmen, Çerkez ve çeşitli Hıristiyan azınlıkların bir arada yaşadığı bir kozmopolit ülke. Böylesi karmaşık bir yapının bir arada bulunduğu insanlar topluluğuna tek tipliliği dayatamazsın. Birçok dili, dini, kültürü elinin tersiyle itmek demek Baas diktatörlüğünün bir başka versiyonunu hayata geçirmek demektir.
Şara, bence halen ne yapmak istediğini bilmiyor. Biliyorsa da şımarık bir çocuğun ruh haliyle ‘’Ben iktidarı ele geçirdim. İstediğimi yaparım. Herkes bana tabi olacak’’ dürtüsüyle davrandığı gerçeğidir. Bence Şara iktidarı nasıl şekillendireceğinden önce kendi çeperindeki örgütleri dizayn etmesi gerekir. Anladığım kadarıyla her kafadan çıkan sesler Şara’yı ablukaya almış gibi.
Şu an Suriye’de Fransızlar sahil şeridini, Suudi Arabistan kendi siyasi yelpazesini yayma, ABD doğal kaynaklara çökme, İsrail ise başta Golan Tepeleri olmak üzere koparabildiği kadar toprak koparma peşinde. Burada durumu ciddiyetle ele alınması gereken ülke ise Türkiye. Bence Türkiye bölge Kürtlerini ötelemenin yerine onlarla kucaklamasını bilmeli. Çünkü kendi ülkesinde nüfusları 20 milyona dayanan Kürt akrabaları olduğunu hesaba katmalı. Yarının Suriye’sinde yeniden yapılanmada Türk-Kürt iş birliği her iki tarafında tahmin edemeyeceği bir kazancın hayat bulması demek. Bunun en güzel örneği Irak Kürtleriyle bugün sürdürülen ilişki gösterilebilir.