Kendimi bildim bileli çarşı pazar gezmeyi vatandaşların anlık ruh hallerini izlemeyi bir alışkanlık haline getirmişimdir. Bu hafta da aynı turlarıma devam ettim. Etmez olaydım. Gördüğüm her sima kendi kendine konuşmayı sanki alışkanlık haline getirmiş durumda. Hele yanında biri varsa o zaman işin rengi değişiyor. Hem söylenen hem de yanındakini sanki pahalılığın nedenini yaratmış gibi gören yaklaşım haşlamaya kadar varan davranışlar sergilemekten kendini alamıyor.
Bu haftaki Pazar turumda almaktan ziyade fiyatlara baktığımda gözlerime inanamadım. Hele hele balık fiyatları kırmızı etle yarış halde olduğunu görmek insanın ister istemez lanet okumasına neden oluyor dersem yanlış söylemiş olmam. Kilosu bin liraya varan barbunun, tanesi 800 liraya varan lüferin, mezgit, istavrit ve hamsi aynı fiyattan yani 350 liradan tezgâhlardaki yerini koruyor. Geçen hafta da aynı fiyattan satılan küçük balıklarda bir türlü fiyatlar düşüş göstermiyor.
Sebze ve meyvelerde de fiyatlar cep yakmaya devam ediyor. Hele hele yeşillik dediğimiz bir demet kıvırcık 100, bir demet roka 40-50, bir demet maydanoz 30 liradan etiketlenmesi insanı şaşkına çevirmekten alıkoymuyor. Kırmızı biber 100, yeşil biber 40, yemeklik domates 40, çeri domates ise 50 liradan satılıyor.
Pazar yerleri artık dar gelirliye hitap etmekten uzak. Hele hele emekli isen bir file bin liradan aşağıya dolmuyor. Et ve diğer ürünlere ise yaklaşmak artık hayal dersem yerinde olur. Asgari ücretlinin ev kirası, üst baş ve az da olsa gıda alması artık çıkmaz sokaklar misali hep hüsran yaratıyor. Hele hele çocuklu bir çalışan isen derdin bine katlanmaması kaçınılmaz oluyor.
Günümüzde artık taşra ve metropoller aynı pahalılıkta bir seyir izliyor. Eskiden küçük bir kasabada yaşamak daha iyi koşullar yaratır denirdi, artık o da tarihe karışmış durumda. Geçtiğimiz gün Marmaris’e yerleşen ve aynı mesleği yaptığım bir arkadaşıma derin bir sohbete dalmıştık. Konumuz da elbette ki hayat pahalılığı olmuştu. Bir taraftan ben anlatıyor, diğer taraftan o. Vardığımız sonuç son yıllarda fiyatlardaki denetimsizliğin cepleri fena halde alev topuna çevirdiği yönündeydi.
Siz değerli okuyucuları daha fazla yaşam koşullarının çıkmaz sokaklarındaki labirentler arasına sıkıştırıp bırakmak yüreğimi burktuğundan en iyisi kısa kesmek diye düşünüyorum.
Sözümü Allah’ım sen bize sabır ihsan eyle demekten elimden başka bir şey gelmiyor.