Cami ve mescitler neden ahıra çevrildi..? (3)

DİYARBAKIR CAMİLERİ: Kurşunlu Camisi: İnönü'nün o dönemde yaptığı açıklamasının ardından, 19 Ekim 1966'da, Yeni İstiklal Gazetesi, 'İnönü'nün yalanlarına karşı vatandaşı ispata çağırıyoruz' diye bir kampanya başlatıyor ve gazeteye adeta mektup yağıyor.

Abone Ol

Bir Müslüman değil, bir Hristiyan vatandaş, bir Ermeni vatandaş, aynen şu mektubu yazıyor: '...Müslümanların Kurşunlu Camii veya Fatihpaşa Camii dedikleri ibadethane, 1941-1942 yılında depo yapılıp kapatıldı. Avlusunda 8-10 adet hurda at arabası takoza alınmış ve önüne nöbetçi dikilmişti. Bu meyanda, bizim Latin Kilisesi'ne de güya bu camideki mühimmatı koruması bahanesiyle bir manga asker yerleştirilmiş, ibadethanemizi tuvalet olarak kullanıyorlardı’’ diye konuştu.

"Ulu Camii, Nebi Camii, Hz. Süleyman Camii, Nasuh Paşa Camii, Fatih Paşa Camii, Hüsrev Paşa Camii, Ali Paşa Camii, Lalebey Camii, Behram Paşa Camii, Parlı Safa Camii, İskender Paşa Camii ve Melik Ahmet camilerinde askerler kalıyordu. O günlerde kışla olarak ise sadece Kurt İsmail Paşa Kışlası vardı.

Tarihi camilerin yıkımını ve amaç dışı kullanımı konusundaki istismarı Atatürk ve İnönü önledi..

Cumhuriyet’in ilk yıllarında bazı yerel yöneticiler tarafından eski eserlere gereken önemin verilmemesi üzerine bizzat Atatürk, aralarında camilerin ve türbelerin de bulunduğu eski eserlerin korunmasını istemiştir. Atatürk 1931 yılında bu eserlerin korunması hakkındaki Konya’dan çektiği telgraftan sonra Hükümet de bu işle daha sıkı bir şekilde ilgilenmeye başlamıştır.

31.1.1934 tarih ve 6 / 370 sayılı Başvekalet genelgesiyle, “imar hevesi yüzünden eski eserlerin yıktırıldığının görüldüğü” belirtilerek, “bundan sonra Maarif Vekaleti’ne sorulmadan hiç bir eserin yıktırılmaması” istenmiştir. (4a)

3.10.1935 gün ve 6/ 5548 sayılı Başvekalet genelgesiyle, illerde idarecilerin ve belediye başkanlarının “vakıf eserleri haraptır diye çabucak yıktıklarının öğrenildiği, bu hareketi yapanların ağır mesuliyet altına girecekleri” belirtilmiştir. (4b)

Ancak bu tehditkâr genelge bile taşradaki idarecileri durduramamış olmalıdır ki Başvekaletin 14.10.1936 tarihli bir genelgesi ile “askerler tarafından kullanılırken eski eser niteliği taşıdıkları için Milli Savunma Bakanlığından alınan fakat bu defa Valilik onayı ile Ziraat Bankasına buğday ambarı yapılmak üzere verilen Diyarbakır Hüsreviye ve Behramiye Camilerinin boşaltılması ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün onayı alınmadan vakıf eserlerin ve diğer idarelere ait eserlerin amaçları dışında kullanamamaları” son defa istenilmiştir. (4c)

Bu hususta sadece Diyarbakır’da yaşanan iki caminin kiralanması olayı başlıca bir makale konusu olabilecek ciddiyettedir.

Husreviye ve Behramiye (Behrempaşa Camisi) Bu iki tarihî camiye ilave olarak başka 13 adet olmak üzere toplam 15 adet cami işgal edilerek ibadetten alıkonulmuştur…

Bu konuda VUM’dan Başvekâlete, Diyarbakır’da Yedinci Kolordu birliklerinin işgali altında 13 cami bulunmakta olduğu yazılmıştır. Bunların içinde yüksek tarihî ve mimarî değeri olan Hüsreviye ve Behramiye camileri olduğu da ayrıca belirtilmiştir.

Millî Müdafaa Vekâleti ile yapılan uzun yazışmalardan sonra bu eserlerin tahliyeleri önce temin edilmişse de sonra buğday ambarı yapılmak üzere vilayetin oluru ile Ziraat Bankası’na verilmiştir. Bu konuda Diyarbakır Valiliği’ne Başbakanlık’tan giden şu yazı kayda değerdir. (BCA, MGM K, 30-10-00/192-316-9):

“Evvelce askeri kıtaların işgali altında iken tarihî ve mimarî kıymetlerinden dolayı tahliye ettirilen Hüsreviye ve Behramiye camilerinin vilayet makamının tensibiyle Ziraat Bankası’nca buğday ambarı ittihaz edildikleri ve tahliyeleri için vaki olan müracaata, vilayetçe bunların derhal tahliyelerine imkân olmadığı gibi, arkası gelmekte olan buğdaylar için diğer cami ve mescidlerin de işgali zaruri olduğu yolunda cevap verildiği bildirilmektedir. Bu eserlerin tarihî ve mimarî kıymet ve mahiyetlerini takdir ve hiç olmazsa salahiyetli yerlerden tahkik ve millî sanat abidelerinin korunması hakkındaki tebligata en evvel ve en çok riayet etmeleri lazım gelen vilayet makamının kıymet ve ehemmiyetleri bariz olan bu eserler hakkında böyle yıkıcı bir hareketi terviç etmiş olabileceğine ihtimal vermemekle beraber keyfiyetin izahını ve buğdaylar için başka yerler bulunarak bu camilerin derhal boşaltılmasını ve boşaldığının bildirilmesini isterim.”

Kültür Bakanlığının 11.02.1936 tarihli yazısında ise, “Mihraplara kadar doldurulan buğdayların” camilerin durumunu tehlikeye soktuğu ehemmiyetle işaret edilmektedir. Bu iki tarihi eserin Husraviye ve Behramiye camilerinin tahliyesini ve korunması için gereğinin yapılması istenmiştir… Görülüyor ki bir askeri birliğin komutanı, bir devlet bankası veya bir ilin valisi bir camiye, bir tarihi esere rahatlıkla el koyabilmekte, o eserin “harabiyetine” yol açacak şekilde kötü kullanabilmektedir…

Bunları kimler yapıyor ve tarihî eserlere musallat olan bu vandalist havayı kimler yaratıyordu bu çok daha geniş bir araştırma konusudur ancak ilgili belgelerde devletin çeşitli kademelerinden bu tür tavırlara gösterilen farklı yaklaşımları görmek mümkündür. Bu eserlerin bu çeşit hazin işgallerden kurtulması hakkında Cumhurbaşkanlığı yüce katına sunulan 05.12.1935 günlü telyazısı üzerine, Başvekâletten Ziraat Vekâletine yapılan tebligata verilen karşılıkta, 18 Ocak 1936 tarihli derkenarla Vakıflar Umum Müdürlüğü ile ilgili yazışma şu şekildedir:

“Anıtlar Komisyonu mimarının raporuna atfen bu camilerin bu suretle buğday deposu olarak kullanılmalarının büsbütün harabiyetlerini mucip olacağından bir an evvel tahliyelerinin temini Kültür Bakanlığı’ndan da sureti ekli yazı ile müdüriyetimize bildirilmesi üzerine mesele ehemmiyetle vilayete yazılmış ve hemen tahliyeleri cevabının temini rica olmuştu…

Mahalli Vakıflar Müdürlüğü’nden alınan karşılıkta vilayete başvurulmuşsa da bu camilerin hemen boşaltılmalarına imkânı olmadığından münasip bir yer tedariki suretiyle tahliyeleri.

Tek Parti Döneminde Camilerin Amaçları Dışında Kullanılması Vakıflar Dergisi 58 - Aralık 2022 220 için Ziraat Vekâletine yazıldığı ve bir taraftan arkası gelmekte olan zahireler için diğer cami ve mescitlerin de işgallerinin zaruri olduğu yolunda vilayetten cevap alındığı bildirilmiştir…

Şu hallerden anlaşılıyor ki, asarın ne tarihsel ehemmiyeti ne bediî ehemmiyeti ve ne de bir halkın ibadet inancı hala layık olduğu hürmetle karşılanmayarak bunların zahire ambarı yapılması hayrete şayandır…

Koca bir vilayet merkezinde zahire koyacak camilerden başka yer bulunmaması hakikatte ambar olmamasından değil, abideler ve tarihi evkaf eserlerinin sahipsiz gibi telakki edilmesinden başka manası olamaz...

Evkafın zarar ve ziyan isteme hakkı baki kalmak üzere işgal altında olan Hüsreviye ve Behramiye camilerinin hemen boşaltılarak evkafa teslimi hususunun telgrafla Diyarbekir Valiliğine ve tasfiye harici kalmış olsa bile ne bir caminin ve ne de herhangi bir hayrat ve abidenin müdürlüğümüzün malumat ve muvafakati olmadan asla işgal ve başka tarafa tahsis edilmemesinin ve bütün valilikler ile bakanlıklara tez elden emir ve tebliğine müsaadeleri…”

Bu camilerin bir süre böyle depo olarak kullanıldığı belli ise de hangi tarihte boşaltılıp ibadete açıldığına dair elimizde bilgi yoktur. Ancak “koca il merkezinde zahire koyacak başka yer” yok mu şeklindeki çıkıştan sonra ilk fırsatta boşaltılmış olmaları muhtemeldir…

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">