Boşanmak travma değil, yanlış evliliği sürdürmektir

Toplumda boşanma hâlâ “başlı başına travma” olarak etiketleniyor. Oysa sahada ve danışmanlık pratiğinde görünen gerçek farklı: Travma çoğu zaman boşanma anında değil, yanlış bir evliliğin yıllarca sürdürülmesiyle oluşuyor.

Abone Ol

Evlilik, kişiyi büyütmediği; aksine susturduğu noktada ruhsal bir aşınmaya dönüşür. Sürekli idare etmek zorunda kalan, ihtiyaçlarını erteleyen, değersizleştirilen ya da yok sayılan birey için travmatik olan şey, nikâhın devam etmesiyle gelen bu kronik baskıdır. Boşanma ise çoğu zaman bu baskının bittiği andır.

Çocuklar gerekçe gösterilerek sürdürülen evlilikler de bu yanılgının parçasıdır. Çocuklar boşanmadan değil; gerginlikten, belirsizlikten ve çözümsüz çatışmadan etkilenir. Sevginin kalmadığı, saygının aşındığı bir ev ortamı, “aynı çatı”dan daha koruyucu değildir. Sağlıklı yürütülen bir ayrılık, çocuğa güvenli sınırlar ve netlik sunar.

Boşanmayı travmatik kılan şey sürecin kendisi değil, nasıl yaşandığıdır. İntikam dili, bitmeyen savaşlar, iletişimsizlik ve çocukların araçsallaştırılması yaralar açar. Buna karşılık sınırları net, sorumluluğu paylaşılan ve saygıyı koruyan bir boşanma, kişinin ruhsal bütünlüğünü onarabilir.

Toplumsal baskı da bu yükü ağırlaştırır. Özellikle kadınlar, “yuvasını koruyamayan” etiketiyle cezalandırılır. Oysa ruh sağlığı perspektifinden bakıldığında, kendini kaybettiği bir evliliği bitirmek başarısızlık değil; özneleşme cesaretidir.

Net olmak gerekir:

Boşanmak travma değildir. Travma, korkudan, alışkanlıktan ya da onay ihtiyacından dolayı yanlış bir evliliği sürdürmektir. Sağlıklı bir boşanma bir yıkım değil; gecikmiş bir iyileşmedir.

Aile Danışmanı

Birgül BOZKAYA

0552 886 2121

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">