Suriye demokratik Güçlerinin Fırat’ın batısından çekilmesi ile ilgili tartışmalar devem ederken, PSK Genel Başkanı ve deneyimli Kürt siyasetçi Bayram Bozyel, sosyal medya hesabından son durumu değerlendirdi. Bozyel, “Suriye’de Kürtler Bir Yol Ayrımında” başlıklı yazasında devam ile şöyle dedi;
Onca silah gücüne ve 100 binden fazla askeri personelle sahip SDG’nin, Suriye’nin kuzey doğusunda kontrol ettiği geniş alanlardan ciddi bir direniş göstermeden çekilmesi nasıl izah edilebilir?
Daha önce defalarda belirttiğimiz gibi SDG’nin askeri gücü ve kontrol ettiği coğrafyanın genişliği, Suriye’deki Kürt gerçeğini yansıtmaktan çok, konjonktürel dengelerin ürünüydü.
ABD Suriye’de SDG’yi IŞİD’e karşı mücadelenin bir parçası kurdu. Amerika SDG eliyle Rakka’y IŞİD’ten kurtardı. IŞİD’en kurtarılan Rakka ve Deyrzor gbi bölgelerin güvenliği SDG’ye bırakıldı.
Öte yandan SDG’nin yarıdan fazlası Araplar’dan oluşturulmuştu. Dolayısıyla ne SDG tümüyle bir Kürt gücüydü ne kontrol ettiği Rakka ve Deyrzor Kürt coğrafyasına aitti.
Başka bir ifade ile IŞİDê karşı mücadelenin konjonktürel ürünü olan SDG’nin varlığı ve gücünün sürdürülebilir olduğu en başta tartışmalı bir konuydu.
ABD’nin yeni Suriye kuruluşunda HTŞ’ye biçtiği rol ile İsrail’in güneyde aldığı tavizler karşılığında Şam’ın elini serbest bırakmasından sonra SDG’yi yaratan konjonktür son buldu.
ABD’nin HTŞ’den yana saf değiştirmesi gibi SDG içindeki Araplar da bir anda HTŞ tarafına kaydı. Böyle bir durumda Rakka ve Deyrzor için direnmenin de buraları savunmanın da bir anlamı kalmadı.
Bu tablo içinde SDG’nin kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini bir yenilgi olarak değil, sahanın gerçekliğinin bir gereği olarak kabul etmek daha doğru olur.
“KÜRTLER YENİ BİR YOL AYRIMINA GELMİŞTİR”
Gelinen aşamada Suriye’de Kürt halkı yeni bir yol ayrımına gelmiş durumdadır.
Bu noktada Suriye’deki Kürtlerin önünde iki temel konu duruyor;
Birincisi; Rojava’da Kürt halkının bütün bileşenlerini temsil eden Ortak Kürt Heyeti hızlı bir şekilde toparlanmalı ve Şam’la müzakerelerde etkin bir biçimde inisiyatif almalıdır.
İkincisi: Kürt coğrafyasının bütünlüğünün sağlanması için bir yol haritası çizilmelidir. Afrin başta olmak üzere işgal altındaki bölgelerin Rojava ile bütünleşmesi sağlanmalıdır. Rojava’nın bozulan demografik yapısının tekrar onarılması için seferberlik ilan edilmelidir.
Böylesi kritik bir dönemin aşılmasında elbette Güney Kürdistan’ın oynayacağı rol çok önemlidir.
Son olarak söyleyeceğim şu;
Olup bitenlerden rahatsız olmamak elde değil, ancak karamsarlığa da gerek yok. Gün ola devran döne. Her karanlık gecenin ardından doğacak bir gün vardır.”