Balo sokaktan “Cancana” bir yolculuk

Bugün sizlere İkinci anı romanımda yer alacak “Diyarbakırlı Diyojen” lakaplı Şehan’ın hatıra defterinden düzenlediğim bir bölümü aktarayım.

Abone Ol

Önce sizlere başlıkta yer alan Balo sokakla Cancan’ın ne olduğunu anlatmam gerekir. İstanbul’un kalbi Taksim’in İstiklal Caddesi ipini koparanın meskeni olmasına rağmen, Balo sokak biraz daha seçkin grupların uğrak yeridir.

"Cancan" Şimdi kapanan İstanbul Cankurtaran semtindeki Zührevi Hastalıklar Hastanesine gayrimeşru âlemde takılan lakabıdır. Bu Tarihi bina bir dönem sokakta veya bazı yasadışı otellerde yakalanan hayat kadınlarına muayene edilip test yapıldığı, tedavi edildiği yer olarak bilinirdi.

Balo sokağına çılgınca yürüyen kalabalıkta eğer tramvayın altında kalmaz iseniz istiklal Caddesini aşıp geçebilirsiniz. Galatasaray hamamının önünden geçerek Cihangire devam edebilir veya sahile uzanabilirsiniz. 1990 yıllarında Balans, Life alaturka, U turn ve gibi hareketli mekânların üzerinde bulunduğu ünlü bir sokaktır.1985 yıllarında Diyojen Balo sokağının sonunda kız arkadaşıyla Gitanes bar’a gittiler. Şehan Hoşlanmadığı halde bir hafta sonu bir punk hardcore konserine gitmişti. 1970'lerin sonunda ortaya çıkan bir punk rock müzik tarzı normal punk rock'tan daha hızlı ve ağırdır.

O gün konserin sonunda Diyojen’in Müjgân’a söylediği cümle ve gelişen olaylarla yolları ayrılmıştı. O cümle Diyojen’e ait değildi. Uzun yıllar önce Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın isteğiyle Devlet Senfoni Orkestrası Erzurum’a konser vermeye gelmiş. Konser günü salon ağzına kadar dolmuş ve konser başlamış. Orkestra çaldıkça salonda çıt çıkmadan konser dinlenilmiş, bir ara orkestra ara verince salon boşalmaya başlamıştı. Salonun boşalmaya başladığını gören orkestranın şefi, yaşlı bir Dadaşın yanına yaklaşarak; “konserimizi beğendiniz mi?" diye sormuş. Yaşlı dadaş; "Ne beğenmesi beyefendi? Erzurum, Erzurum olali, Rus işgalinden bu yana bele bir zulüm görmedi" Diyojen bu cümleyi kısaltarak “Hayatımda böyle zülüm görmedim, çocuk parkında çığlıklar daha eğlenceli…” dedi ve birliktelik tuzla buz oldu.

22 Ekim 2010 tarihi Türkiye’de İnsan Hakları açısından tarihi bir gündü. Hükümet hayat kadınlarının nüfus cüzdanlarına el konulup yerine vesika verilmesi döneminin kapandığını açıkladı. Yapraklı nüfus cüzdanları sahiplerine iade edildi. 1961 tarihli tüzüğe dayanan bu utancın sayfası kapandı. Çocuklarını okula kayıt ettiren hayat kadınlarının vesika yüzünden hem kendilerinin hem de çocuklarının damga yemesi önlendi.

Evet, uzun bir girizgâh yaptım. Anı romanımda geçen bölümü aktarayım. 2009'da boşaltılan ve 5 bin dönüm arsasıyla 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları kapsamında Şu an Moda Tasarım Eğitim Yüksekokulu ve müze olan "Cancan" olarak bilinen Cankurtaran Zührevi Hastalıklar hastanesinde Şehan arkadaşım ile yaşadığımız anıyı anlatayım.

Şehan’ın kız arkadaşı Müjgân ’ı gördüğümde şaşırmıştım. o ayrı bir dünyanın insanıydı. Renkli çizgili çorapları üstüne mini etek, yırtık tişörtlerin üstüne bir kot veya deri ceket boynuna takılan çivili bir takıları vardı. Makyaj boyaları koyu renkler ve siyaha yakın ruj rengi, bana garip gelen saç şekli vardı.

Bana ilk sözü “Her gün kavga yaşanan ailemde bir koyun gibi yaşamaktansa bulunduğum koşulları sorgulamadım. Protest bir yaşam tarzı benimsedim.“ dedi. Müjgân gibi diğer Punk kızlar genelde oluşan trende göre değişen bir imajı vardı. Zeki bir kızdı, duyarsız değildi, aptalca şeylerin peşinde koşmayan, paraya değer vermeyen her şeyi sorgulayan bir insandı. Sürekli güncel edebiyatta yer alan kitaplar okurdu. Geçmiş ve o dönemin tüm anarşist ve siyasi oluşumları bilen, felsefe altyapısı zayıf ama toplumsal hafızası güçlüydü. Şehan arkadaşları onu aramış, daha önce bir süre birlikte olduğu Müjgân Polis tarafından gözaltına alındığını söylemişlerdi. Müjgân’ı bende tanıyordum. Anlatacağım olaydan birkaç yıl önce Şehan bana “evleneceğim kız” diye tanıştırsa da ben bu işin yürümeyeceğini anlamıştım. Diyarbakır gibi feodal kuralların acımasızca yaşandığı, Gelinlik kızların ancak düğün günü eşiyle tanıştığı, evinden bir kez kaçıp sonrada evlilik gerçekleşmeyince katledilen veya bir yakınının tecavüzüne uğrayınca kuma diye evlendirilen kızların coğrafyasından geliyordu.

Birazda taksim Beyoğlu’nu bildiğim kadarıyla anlatayım. Solcu söylemlerle karışık bohemlik yaşam Beyoğlu’nu doksanlı yıllara getirdi. Birkaç kayıp kuşağın, kendini toplumun değer yargılarını ve siyasi tercihlerini sürekli eleştiren güncel yaşamın ve sistemin dışında bir hayat sağlayan alternatif bir tarzdı. Müjgân’ı Beyoğlu Abdullah Sokak'ta punk ve metalci gençliğin daha underground bir yaşam tarzı benimseyen gençlerin arasında tanıdım. Doğrusu Şehan onların arasında rengârenk meyvelerin arasında uzun saçlarıyla pırasa gibi duruyordu.

İstanbul’da bir tıbbi cihaz firmasında bölge müdürü iken Şehan bana uğradı. Çok üzgündü. “Sadece şu an çaresiz olan eski sevgilime yardım etmek istiyorum.” anlattığına göre ”Arkadaşlığımız bittikten sonra uzun süre ortalıkta gözükmedi. Sonra araştırdığıma göre Punk görünümlü şeytan olan aslında bölgenin kadın ticareti yapan kişilere “sermaye” bulan Aynur ile tanışmış.” Müjgân’ın en son görüldüğü yer Sarhoş bir halde Tophanede gece yarısında deniz kıyısında bulunan fındıklı parkında içmeye devam etmişlerdi. Arkadaşlarının anlattığına göre sabaha karşı Kendisini Laleli semtinde bir otel odasında hiç tanımadığı İran uyruklu bir adamla basılmış, Müjgân Aksaray Emniyet Amirliğinden arkadaşlarını telefonla aramıştı. Onlar Şehan’a haber vermişlerdi. Yolun sonunda "Cancan" olarak bilinen Cankurtaran Zührevi Hastalıklar hastanesinin önünde kız arkadaşları alınmamıştı. Bu bir klasik Yeşilçam filmiydi “Balo sokaktan Cancan’a bir yolculuk” yüzlerce genç kızın başından değişik versiyonlarla geçmiş acımasız bir yaşam dersiydi.

Genellikle cinsel yolla bulaşan Sifiliz olarak da bilinen hayat kadınlarına bulaşan frengi, Aids ve bel soğukluğu olarak bilinen hastalıkların tedavi edildiği "Cancan" yani Cankurtaran Zührevi Hastalıklar hastanesi her zaman medyanın ilgi odağıydı. 1990 yılındaki Polisin fuhuş baskınlarında son duraktı. Osmanlı döneminde adı “Emraz-ı Zühreviye Hastanesi” olan hayat kadınlarının "Cancan" adını şirinleştirdikleri mekândı. Orada kadınlar emniyetçe kayıt altına alınır, ya serbest bırakılır, hastalığı varsa, tedavi gerekiyorsa zoraki hapis günleri başlardı. Topkapı Sarayı içerisinde yer alan emniyet tarafından korunan kale gibi hastaneden kaçmak imkânsızdı. Basında o yıllarda patenti gazeteci Savaş Ay’a ait olan cümle yazardı “Sağmalcılardan cezaevinden tüyebilirsin ama Cancan’dan çıkamazsın, ancak fişlenmiş vesikalık resmin çıkar!”

Benim 1985 yıllarında İstanbul’da tüm hastanelere cihaz kurmam ve uluslararası bir şirkette yönetici olmam nedeniyle Şehan yardım edebilirim diye gelmişti. İlk iş Cancan’da ortak tanığımız var mı diye Haseki hastanesinin klinik şefi Dr Özcan Nazlıcan’ı aradım. Sağ olsun bana bir doktorun ismini verdi.

Hızlıca cankurtaran semtine gidip Cankurtaran semtinin meşhur yerlisi Sanatçı Erol Taş kahvesinde ismini veremeyeceğim doktorla buluştuk. Doktor kendisi ile aynı enfeksiyon hastalıkları branşında olan eşimi de tanıyordu. (benim ilk eşim ismini yazmak istemedim, çünkü kabahat bendeydi!) Müjgân’ın parçalanmış bir aileden geldiğini istemeyerek bu olayı yaşadığını anlayınca üzüldü. Bize çok yardımcı oldu. Müjgân’nın Herhangi bir bulaşıcı hastalığı olmadığı tespit edilmişti. Sonuçta orada en az bir kaç hafta yatmadan diğer hayat kadınlarıyla yaşayacağı travmadan etkilenmeden bir gün sonra çıkardık. Şehan ile Müjgan’ın sonraki günlerde neler yaşadılar. Rahmetli arkadaşım Şehan’ın günlüklerinden devam etmemi istiyorsanız bana yorum yazınız.

Benim üç kızım var, üçü de beni arkadaşları bilip bana “kanka” derler. Onlar benimle duygularını her şeyi paylaşırlar, arkadaşlık yaptıkları gencin özeliklerini anlatıp fikir alırlar. Onlar nerede olacağını arkadaşlarıyla birlikte hangi kafeteryaya gideceklerini bana önceden söylerler. Üçünü de sekiz yaşına Özellikle Fransız yazar Jean de La Fontaine ders verici kadar masal kitapları okudum. Günümüze göre yorumladım. Hayat dersi çıkarmaya çalıştım. Onların küçükken bana saçma sapan gelen cümlelerini sabırla sonuna kadar dinledim. Yalnız çocuklarda değil iyi bir dinleyici olmanız karşınızdaki yetişkin insanı daha iyi tanımanıza ve ona değer verdiğinize önemli bir detaydır.

Sizlerden ricam özellikle kız çocuklarını sonuna kadar okutmaya çalışın. Mümkünse çocuk psikolojisi ilgili kitaplar okuyunuz. Unutmayın iyi bir eğitim görmüş, ekonomik özgürlüğünü kazanmış kızlar hiçbir zaman kötü bir kocaya veya bir Qebraga (şivemizde kadın satan erkek) düşmezler yalnız başlarına kalsalar da doğru yolu bulurlar.

Yazımı istemeden fuhuş bataklığına düşmüş, bir zamanlar ailelerinin prensesi olan çileli bir yaşam sürmüş hayat yorgunu kadınlara ithaf ediyorum.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">