1979 yılında unutulan Kâbe Baskını

Hac ayları olan Şevvâl ve Zilkade'nin yanı sıra Zilhicce ayının ilk 10 günü de hac ibadeti yerine getiriliyor.

Abone Ol

İhrama bu aylar içerisinde girilmesi gerektiğinden bu aylara hac ayları denilir Haccın şartı olan ihrama Şevvâl’den itibaren girilebilmesinden ötürü hac ayı kabul edilen bu zamanlarda, ihrama girerek, haccın iki temel unsurundan biri olan ve sadece Zilhicce’nin dokuzuncu günü öğle vakti ile onuncu günü sabaha karşı gökyüzünün aydınlanmaya başladığı zaman arasında gerçekleşebilen Arafat vakfesini yapanın haccı geçerli olur.

Hac dönüşleri 11 Haziran'da başladı. 5 Temmuz 2025 tarihine kadar tüm hacılar dönmüş olacak. Bizim ailemizde tatlı bir heyecan var. Kayınpederimde yarın Cidde’den Siverek’e dönmüş olacak. Herkes sevdiğine kazasız belasız kavuşması, hurmaların ağız tadıyla yenilmesini dileyelim.

Bugün sizlere özellikle gençlere 1979'da Suudi Arabistan'ın tarihini değiştiren 1979'da Suudi Arabistan'ın tarihini değiştiren Mekke'deki eylemi Kâbe Baskınını anlatmak istiyorum.

Görseller: olay günü Mekke ve İdamından önce Cuheyman el-Uteybi.

İslam dünyasının en kutsal mekânı olan Kâbe'yi kan gölüne çeviren silahlı baskının üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin BBC muhabiri Eli Melki, Müslümanları derinden sarsan bu kuşatmanın Suudi Arabistan tarihine de yeni bir yön verdiğini söylüyor.

20 Kasım 1979'un erken saatlerinde, dünyanın dört bir yanından Hac vazifelerini yerine getirmek için Mekke'ye gelen yaklaşık 50 bin Müslüman, İslamiyet'in en kutsal mekânı kabul edilen Kâbe'nin avlusunda sabah namazı için toplanmışlardı. Bu kalabalığın içinde 40 yaşındaki Cuheyman el Uteybi'nin liderliğini yaptığı 200 kadar kişi de bulunuyordu.

Sabah namazının kılınmasının ardından, Uteybi ve adamları imamı bir kenara itti ve mikrofonu ellerine geçirdi. Avluda toplanmış hacı adayları için bu sıra dışı bir duyuruydu. Zira hadislerde, Mehdi'nin gelişi sıkça müjdelenirdi.

Uteybi'nin adamlarından Halid el Yami, "Mehdi'nin geldiğine alamet eden çok sayıda belirti görüldüğünü" söylüyordu. Yami'ye göre, yüzlerce Müslüman Mehdi'yi rüyalarında görmüştü ve Mehdi bugün aralarında dolaşmaktaydı. Mehdi'nin adı Muhammed el Kahtani idi.

Avlunun ortasında üzerleri kapalı tabutlar vardı. Yakın bir geçmişte ölmüş olanların ruhları bu şekilde şad edilirdi. Ancak tabutların kapakları açıldığında içlerinden tabanca ve tüfekler çıktı ve bunlar Uteybi'nin adamları arasında hızla paylaşıldı.

Bu konuşmanın ses kaydında, Cuheyman el Uteybi'nin zaman zaman konuşmayı kestiği ve adamlarına Kâbe'nin kapılarını kapatmaları ve keskin nişancıların o dönem tüm Mekke'ye hâkim olan minarelerdeki pozisyonlarını almaları için emirler verdiği duyuluyordu:

Ortama kargaşa hâkimdi. Uteybi'nin adamlarından bazılarını tanıyan Mısırlı ilahiyat öğrencisi Abdülmunim Sultan, Mekke'de Kâbe'nin de içinde bulunduğu Mescid-i Haram'da o gün Arapça bilmeyen çok sayıda yabancı olduğunu ve neler olup bittiğini anlamadıklarını söylüyordu.

Kuran'ın şiddeti kesinlikle yasakladığı İslamiyet'in bu en kutsal mekânında silahlı adamlar görmek, hatta silahların ateşlendiğini duymak birçok hacı adayını şaşkınlığa sürüklemişti. Birçoğu açık kalan çıkış kapılarına doğru ilerlemeye çalışıyordu.

Abdülmunim Sultan, "İnsanlar silahlı adamları gördüklerinde şaşkınlığa uğradılar. Bu görmeye alışık oldukları bir manzara değildi. Dehşete düştüler. Korkunç bir görüntüydü" diyor.

Yaklaşık bir saat içinde baskın amacına ulaştı. Silahlı grup, Mescid-i Haram'ın kontrolünü eline geçirdi. Suudi Arabistan'daki kraliyet ailesinin otoritesine doğrudan meydan okuyorlardı.

Bu silahlı adamlar, Medine'de ortaya çıkan al-Jamaa al-Salafiya al-Muhtasiba (JSM) adlı hareketin üyeleriydi. Hareket, Suudi Arabistan'da dini ve toplumsal değerlerin yozlaştığını savunuyordu.

Petrol geliriyle bolluk içinde yaşayan krallık, giderek tüketici bir toplumun hâkimiyetine giriyordu. Otomobiller ve elektrikli aletler herkesin sahip olduğu sıradan şeyler olmaya başlamıştı. Kentleşme sürecine geçilmiş, kimi bölgelerde kadınlar ve erkekler aynı kamusal alanları paylaşır olmuştu.

Ancak tövbekâr olan ve dine sığınan Uteybi, kendini bu davaya adayan ateşli bir lidere dönüştü. JSM'nin genç üyeleri, Uteybi'nin büyüsüne kapılıyorlardı. İlahiyat öğrencisi Mutwali Salih, "Hiç kimse bu adamı görüp de ona hayranlık duymadan edemezdi. Garip bir adamdı. Karizma denilen şey onda kesinlikle vardı. Davaya kendini adamıştı, bütün hayatını, gecesini gündüzünü Allah yoluna vakfetmişti" diyordu. Cuheyman el Uteybi, aynı zamanda, 18 yıl süreyle Suudi Arabistan kraliyet muhafız alayının komutanlığını da yapmıştı. Askeri eğitimi baskının planlamasını yaparken kuşkusuz işine yaramıştı.

Hadislerde Muhammed Peygamber ile aynı ismi taşıyan, baba isimleri de aynı olan, geniş alın ve ince bir buruna sahip bir Mehdi'den söz ediliyordu. Cuheyman, tüm bu unsurların Muhammed el Kahtani'de olduğuna inanıyor, ancak Kahtani kendisinin Mehdi olabileceği fikrine ikna olmuyordu.

Suudi polisi ilk etapta sorunun boyutunu kavramakta zorlandı ve duruma göz atmaları için bölgeye yalnızca birkaç devriye aracı yolladı. Ancak polis araçları Mescid-i Haram yakınlarına geldiklerinde kurşun yağmuruna tutuldular. Durumun vahameti kavranınca, Ulusal Muhafız Alayı'na bağlı birlikler kontrolü ellerine almak için saldırıya geçtiler.

Cidde'deki ABD Büyükelçiliği'nde çalışan ve durumun farkına varmış az sayıdaki Batılı diplomattan biri olan Mark Hambley, bu saldırının cesaretli ama hazırlıksız olduğunu söylüyor. İsyancıların saldırılarını çok ayrıntılı bir şekilde planladıkları ve kolay kolay alt edilemeyecekleri kısa süre içinde anlaşıldı. Mescid-i Haram etrafına bir güvenlik hattı çekildi, özel birlikler ve silahlı birimler göreve çağrıldı.

Suudi Arabistan Krallığı'na bağlı ulema tarafından yayımlanan fetvayla, Suudi ordusuna isyancıları bastırmak için gereken ne varsa yapmaları yetkisi verildi. Akabinde, isyancıları minarelerden indirmek için tanksavar füzeler, ağır silahlar kullanıldı. Mescid-i Haram'ın giriş kapıları zırhlı araçlarla zorlandı.

Suudi güvenlik güçleri, çatışmaların ancak altıncı gününde Mescid-i Haram'ın avlusunda kontrolü ellerine geçirebildi. Hayatta kalan isyancılar, yerin altındaki yüzlerce oda ve hücreden oluşan labirente çekilmişlerdi. Cuheyman, onlara Mehdi'nin halen hayatta ve buralarda bir yerde olduğunu söylüyordu.

Ancak durum giderek daha vahim bir hal almaya başladı. "Ölülerden ve çürümeye başlamış yaralardan berbat bir koku yükselmeye başladı," diyor bir görgü tanığı. "Başlangıçta suyumuz vardı, ama sonra su azar azar pay edilmeye başlandı. Sonra hurmalarımız bitti. Korkunç bir ortamdı. Bir korku filminin içinde gibiydik."

Suudi hükümeti Onları canlı ele geçirmek için yardıma ihtiyaçları olduğu açıktı. Fransa Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d'Estaing'den yardım istediler. D'Estaing, BBC'ye yaptığı açıklamada, "Büyükelçimiz bana Suudi güçlerinin dağınık olduğunu, bu krizle nasıl baş edeceklerini bilmediklerini anlattı" diyordu. Fransa'nın bu krizdeki rolü ilk kez teyit ediliyordu."Bana bu iş çok tehlikeli göründü. Çünkü sistem zayıftı. Hazırlıklı değildi. Ayrıca bunun küresel petrol piyasalarına etkisi büyük olabilirdi."

Fransa Cumhurbaşkanı, yeni kurulan anti-terör timini (Groupe d'Intervention de la Gendarmerie Nationale - GIGN) bu işle görevlendirdi. Operasyon gizli tutulmak zorundaydı. Zira İslam'ın doğduğu topraklara Batılı bir müdahale hoş karşılanmayabilirdi.

Fransız anti-terör timi yakınlardaki Taif kentindeki bir otelde üslendi ve planlarını burada geliştirdi. Buna göre, yeraltı gizli olan labirentlere gaz pompalanacak, böylece nefes alamayan isyancılar dışarı çıkmak zorunda kalacaklardı.

Operasyonu yöneten Yüzbaşı Paul Barril, "Her 50 metrede bir, bir çukur açıldı. Bu çukurlar içinden gaz enjekte edildi. El bombaları patlatılarak gazın isyancıların saklandığı her noktaya yayılması sağlandı" diyordu.

Fransızların planı başarıyla sonuçlandı. Cuheyman'ın müritlerinden Nasır Huzeymi, "İki gün içinde cephane de yiyecek de tükendi," diyordu. "Küçük bir odaya toplanmışlardı ve askerler tavanda açtıkları deliklerden üzerlerine gaz bombaları atıp duruyordu. Sonunda teslim olmak zorunda kaldılar. Önce Cuheyman ayrıldı, peşinden de diğerleri."

Maj Nufai, Suudi prensler ile Cuheyman el Uteybi arasında daha sonra geçen görüşmeye tanık oldu: "Prens Suud el Faysal, 'Neden yaptın bunu Cuheyman?' diye sorunca yere bakarak . Sadece 'Kaderim buymuş' dedi. 'Bir şeye ihtiyacın var mı?' 'Sadece su.” diyebilmişti.

Bir ay kadar sonra 63 isyancı, Suudi Arabistan'ın sekiz ayrı ilinde idam edildi. Cuheyman Uteybi, infazı gerçekleştirilen ilk isim oldu.

"Size bir örnek vereyim. Suudi hükümetinden taleplerinden biri televizyondaki kadın sunucuların görevlerine son verilmesiydi. Mescid-i Haram olayından sonra Suudi televizyonlarında bir kadın sunucu asla görülmedi."

Suudi Arabistan, bundan sonraki 40 yıl boyunda aşırı muhafazakâr bir çizgiye sahip olmayı sürdürdü.

Veliaht Prens Muhammed bin Salman, Mart 2018'de yaptığı röportajda mülakatta, "1979'a kadar biz de diğer Körfez ülkeleri gibi modern bir yaşamımız vardı. kadınlar araba kullanıyordu, sinemaya gidiliyordu" diyordu. Burada her şeyi değiştirdiğine işaret ettiği olay, 40 yıl önceki baskınıydı.

Görseller: BBC News ve Getty Images

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">